Amerika’dan Gül’e LGBTT dernekleri için Mektup

27 11 2009

ABD’de faaliyet gösteren ve kısa adı IGLHRC olan Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ne açılan kapatma davasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mektup yazdı.

IGLHRC Yönetim Kurulu Başkanı Cary Johnson imzasıyla kaleme alınan mektupta, daha önce aynı gerekçeyle Kaos GL ve Pembe Hayat derneklerinin kapatılma taleplerinin reddedilmesi ve Yargıtay’ın, yine aynı gerekçeyle kapatılmak istenen Lambdaistanbul kararı hatırlatılıyor. 

Yargıtay, Lambdaistanbul kararında, yerel mahkemenin kararını bozma gerekçesi olarak “LGBTT bireylerin dayanışma amacı ile dernek kurmasına engel bir durum bulunmadığını; sonuç olarak, davalı derneğin amacının yasadışı ve ahlaksız olmadığını” belirtmişti.
 
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği de “genel ahlak” ve “Türk aile yapısı” gerekçe gösterilerek kapatılmak isteniyor.
 
IGLHRC’nin Cumhurbaşkanı Gül’e gönderdiği, 20 Kasım tarihli mektubun tam metni şöyle:
 
“Ekselânsları, 
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu (IGLHRC) adına; Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olduğunuzdan, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin kapatılması talebi ve Türkiye’deki LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel)  bireylerin örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik girişimler hakkında bilgi almak için size yazıyorum.
Belki haberiniz vardır; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 16 Ekim 2009 tarihinde Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ne kuruluş tüzüğünün 2.maddesinin genel ahlaka ve Türk aile yapısına aykırı olduğu gerekçesiyle dava açtı. Dernek, Türkiye’de aynı gerekçelerle kapatılması talep edilen dördüncü LGBTT derneğidir; Ankara’da, Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT derneklerinin itirazları haklı bulunup davaları düşürülürken, bir diğer LGBTT derneği olan Lambdaistanbul’un kapatılması yönündeki yerel mahkemenin kararı ise Yargıtay tarafından bozulmuştur. Yargıtay, bu hükmünün gerekçesi olarak “LGBTT bireylerin dayanışma amacı ile dernek kurmasına engel bir durum bulunmadığını; sonuç olarak, davalı derneğin amacının yasadışı ve ahlaksız olmadığını” belirtmiştir.
 
Bu karar, söz konusu ikinci maddenin ve LGBTT örgütlerinin amaçlarının, bu grupların örgütlenme özgürlüğüne gerekçe olarak gösterilen “genel ahlak”a aykırı olmadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle Türk Hükümeti’nden ricamız SiyahPembeÜçgenİzmir Derneği’ne yönelik tüm suçlamaları düşürmesi ve sivil toplumun değerli bir üyesi olan derneğin yasal kayıt altına alınma sürecinin hızlandırılmasıdır.
 
Türkiye Anayasası’na göre “herkes kanun önünde hiçbir fark gözetilmeksizin eşittir” (Madde 10), ve “herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir” (Madde 33). Ayrıca, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR) uyarınca, Türkiye örgütlenme özgürlüğünü (Madde 22) ve kanun önünde eşitliği (Madde 26) koruma altında tutmakla yükümlüdür.
 
Toonen-Australya davasında; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, ICCPR’nin 2. ve 26.maddesi ile korunan statüler arasında cinsel yönelimin de yer aldığını onaylamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de; devletler için cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının önlenmesi çağrısında bulundu. 
 
Türkiye’deki LGBTT bireylerin yüzyüze kaldığı, tekrar eden bu yasal sorunları da gözeterek; biz de Anayasa’nın eşitlik maddesine “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesini isteyen Türkiye’deki LGBTT örgütlerinin bu isteklerini bir defa daha yineliyoruz. Böyle bir değişiklik, LGBTT örgütleri için mevcut hukuki uygulamaların iyileştirilmesini ve tüm LGBTT bireylerin yasalar önünde eşit korunma hakkına erişebilmelerini sağlayacaktır. Portekiz, İsveç, İsviçre, Güney Afrika, Ekvator ve Fiji de dâhil olmak üzere bir dizi ülke bu tür koruyucu yasaları kabul ettiler. Söz konusu bu yasal değişiklikler, özellikle Türkiye’de olduğu gibi net tanımlanmayan ve geniş ele alınarak her türlü yoruma açık bırakılan, LGBTT bireylerin yasalarca garanti altına alınmış haklarını kullanmaları önünde de engel teşkil eden “genel ahlak” vb ibarelere karşı oldukça etkili olacaktır. 
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği gibi örgütler, ülkelerindeki sivil toplum alanında değerli bir sosyal ve politik rol oynamaktadırlar ve yasal zorluklar bu önemli rollerini yerine getirmelerini engellemektedir. Bu nedenle, saygılarımızı sunarak sizden Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin kapatılması talebini araştırmanızı ve LGBTT bireylerin, Türkiye Anayasası tarafından sağlanan tüm vatandaşlık haklarından eşit bir şekilde yararlanmasının yolunu açmanızı istiyoruz.”
 
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderdiği mektubu, bilgilendirmek üzere ayrıca şu isimlere de iletti:
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Ekselânsları Recep Tayyip Erdoğan
İnsan Hakları Komisyonu Değerli Üyeleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Değerli Üyeleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Değerli İzmir Milletvekilleri
Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Dernekler Daire Başkanlığı
İzmir Valisi, Ekselânsları Mustafa Cahit Kıraç
İzmir İl Dernekler Müdürlüğü
Avrupa Birliği Başkanlığı, İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt
Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi, Ekselânsları Olli Rehn
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Ekselânsları Thomas Hammarberg
Türkiye Cumhuriyeti ABD Büyükelçisi, Ekselânsları James F. Jeffrey (AE)
Kaos GL




Travestiler açılım istiyor

17 10 2009

Ankara’da ”transseksüelliğin ruhsal bozukluklar arasinda sayilmasi” protesto edildi. Protestocular, ”Transseksüel açilimi istiyoruz” dövizleri taşidi.

sohbet_banner

ANKARA – Yüksel Caddesi’ndeki Özgürlük Aniti önünde toplanan ve ”Transseksüel açilimi istiyoruz”, ”Hasta değil travestiyiz” yazili dövizler taşiyan gruptakiler, bir süre sloganlar atti.

Grup adina yapilan açiklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yilinda, Dünya Sağlik Örgütünün de 1990 yilinda eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çikarilmasina karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 2012′de, Dünya Sağlik Örgütünün ise 2014′de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açiklamada, bu nedenle dünyanin bir çok ülkesindeki eşcinsel örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de eşcinsel bireylerin hayatin her alaninda şiddet ve ayrimcilikla karşilaştiği ifade edilen açiklamada, şunlar kaydedildi: ”Insanlari varoluşlari yüzünden ayiran, baskilayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dişlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastaliklidir. Sistem, bizleri sağlikli ya da sağliksiz bulmaya hakki olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldirilmasini talep ediyoruz.”ANKARA – Yüksel Caddesi’ndeki Özgürlük Aniti önünde toplanan ve ”Transseksüel açilimi istiyoruz”, ”Hasta değil travestiyiz” yazili dövizler taşiyan gruptakiler, bir süre sloganlar atti.

 

Grup adina yapilan açiklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yilinda, Dünya Sağlik Örgütünün de 1990 yilinda eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çikarilmasina karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 2012′de, Dünya Sağlik Örgütünün ise 2014′de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açiklamada, bu nedenle dünyanin bir çok ülkesindeki eşcinsel örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de eşcinsel bireylerin hayatin her alaninda şiddet ve ayrimcilikla karşilaştiği ifade edilen açiklamada, şunlar kaydedildi: ”Insanlari varoluşlari yüzünden ayiran, baskilayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dişlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastaliklidir. Sistem, bizleri sağlikli ya da sağliksiz bulmaya hakki olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldirilmasini talep ediyoruz.”





Kimlik arayışının tuvaldeki hali

13 07 2009

11trfs17tugba

Onları daha çok elinde çakılarıyla etrafa saldıran ya da saldırıya uğrarkenki görüntüleriyle tanıyoruz. Yanlarından geçtiğimizde kendimizi onlardan sakınmaya çalışırız. Onları “cinsellik” ile özdeşleştiririz. Bu yanlış algılamada medyanın da kuşkusuz payı büyük…

Toplumun dışına itttiğimiz, kendilerinden anlamsızca sakındığımız travestilerden biri olan Tuba Deniz Gören, 48 resimden oluşan ilk kişisel sergisi Arayış’ı Barış Manço Kültür Merkezi’nde açtı.
Hiç resim eğitimi almamış olan Gören, resim aşkı ile cinsel kimliğine ilişkin çelişkiyi aynı yıllarda yaşadığını söylüyor. O günleri şöyle anlatıyor: “Lisedeyken resim öğretmenimi çok seviyordum. Resme ilgim o zaman başladı. Belki de beni fark etmesi için resim yapmaya başladım. Bu tutkum yıllar boyunca devam etti. Cinsel kimliğimden dolayı okulu bitiremedim. Aynada kendimle hesaplaştığım yıllardı. Çevremden baskı geldi. Böyle olunca zincirleri kırmak istedim. Babama ayrılacağımı söyledim. 18 yıl geçti bir daha dönmedim.”
İlk sergisiyle bir arayış içinde olduğunu dile getiren Tuba, “Seçmiş olduğum kimliğimden dolayı ruhumun bedenime sıkıştığını düşünüyorum. Resimlerimde dikkat ederseniz hep tek ağaç var. Genel olarak da çıplaktırlar. Birtakım şeylerden yoksundurlar. Bu biraz da biz travestilerin dünyasıdır” diyor. 
“Bu resimlerle cinsel kimliğimle değil, sanatımla buradayım. Sözcüklere dökemediklerimi, anlatamadıklarımı resme yansıttım” diyen Tuba, şöyle devam ediyor: “Toplum bizi yanlış biliyor. Bizim içimizde de elbette adam kesen, şiddet yanlıları var ancak toplum içinde de cinayet işleyenler, cinnet geçirenler var. Bazı münferit olayları genelimize yansıtıyorlar. Bize farklı bakıyorlar. Oysa biz de onlardan biriyiz. Bazen toplumun içinde nasıl yürüyeceğime bile karar veremiyorum. Bunu yaşamayan anlamaz.”
Medyanın travestileri yanlış anlattığından yakınan Tuba, “Onlar için galiba resim sergisi açan bir travesti değil, Kadıköy’de birini bıçaklayan bir travesti daha önemli” diyor. Toplumdaki cinsellik tabusunun yıkılması gerektiğini dile getiren Tuba, insanların kadınlığa veya erkekliğe değil fikirlere ve düşüncelere önem vermesi gerektiğine dikkat çekiyor.





Travesti kılığıyla soygun

26 12 2008

Fransa, başkent Paris’te yaşanan tarihin en büyük mücevher soygununu konuşuyor. Dünyanın tanınmış mücevheratçılarından Harry Winston’daki soygunu yapan dört kişiden ikisinin kadın olmadığı, travesti gibi giyindikleri öne sürüldü. İddiayı mücevherci çalışanlarına dayandıran İngiliz The Sun gazetesi, “Perşembe akşam üzeri ünlülerin mücevhercisi Harry Winston’a giren ve 80 milyon euro değerinde mücevher çalan dört erkekten ikisi travesti kılığındaydı. Balkan kökenli oldukları belirtilen hırsızların, içeriden yardım aldıklarından şüphe ediliyor. Hırsızların, çalışanların isimlerini bilmeleri, mücevherleri tanımaları ve yerlerini bilmeleri dikkat çekti” diye yazdı. Harry Winston bir yıl önce de soyguna maruz kalmıştı.

kaynak:sabah