Ahmet Hakan’dan Kürtlere istek şarkı

11 12 2009

DTP’nin kapatılmasının ardından dinlenecek şarkı, sanırım bu şarkıdır

Anayasa Mahkemesi, “eylemleri yanında, terör örgütüyle olan bağlantıları da değerlendirildiğinde devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği gerekçesiyle, DTP’nin temelli kapatılmasına” oy birliğiyle karar verdi.

GÜNÜN ANLAM ve ÖNEMİNE UYGUN ŞARKI
Son dönemin en önemli sosyal paylaşım ağlarından olan Twitter’da da karar yankı buldu. Ahmet Hakan Twitter’daki sayfasında “DTP’nin kapatılmasının ardından dinlenecek şarkı, sanırım bu şarkıdır” notuyla Grup yorum’un Dağlara Gel parçasını paylaştı..





Travesti Öykü’nün Öcalan Aşkı

29 11 2009

Ergenekon sanıklarıyla aynı hücredeydi…’Beni İmralı’ya gönderin’ dedi…

Bursa’da fuhuş çetesi kurduğu iddiasıyla hakkında 3 bin yıla kadar hapsi istendiği davadan, 27 ay sonra tahliye edilen Gökkuşağı Derneği Başkanı travesti Öykü Özen, cezaevi anılarını anlattı. İmralı’da yatan Abdullah Öcalan’ın yanına gitmek için Adalet Bakanlığı’na müracaat ettiğini söyleyen Öykü Özen Bakırköy Cezaevi’nde Ergenekon sanıklarıyla birlikte kaldığını ifade ederek, “Normalde olsa cezaevine girdiğim için utanırdım. Ama tüm paşalar, profesörler cezaevine girdi. Bu dönemde cezaevine girmek prestij meselesi” dedi.
Bursa’da fuhuş çetesi kurduğu iddiasıyla 3 bin yıla kadar hapsi istendiği davadan tahliye edilen Gökkuşağı Derneği Başkanı travesti Öykü Özen (38) cezaevi anılarını anlattı.Tutuklandıktan sonra kadın mı? erkek mi? koğuşunda kalacağı tartışmaları Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nde son bulan Özen, cezaevinde, Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenoğlu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Prof. Dr. Ayşe Yüksel ve ünlü sanatçı Deniz Seki ile birlikte kaldığını hatırlatarak, “”Bu insanlarla tanıştım. Zaten dışarıda olsam sanırım bu kez de beni Ergenekon’dan alırlardı” diye konuştu.

“TERÖRİST BAŞI ÖCALAN’IN KALDIĞI İMRALI’YA GİTMEK İÇİN BAKANLIĞA BAŞVURDUM”

Türkiye’nin en büyük suçlusu olan terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın yanında gitmek için Adalet Bakanlığı’na müracaatta bulunduğunu anlatan Öykü Özen, “Fakat bakanlıktan sanırım ben kadın olduğum için bir cevap gelmedi. Benim oraya gitmem doğru değildi ama hakkımda 3 bin yıla kadar hapis, 89 milyon TL para cezası istenince yerimin orası olacağını düşündüm” dedi.

“CEZAEVİNDE OLMAK PRESTİJ MESELESİ”

Cezaevinde olmanın prestij meselesi haline geldiğini kaydeden Öykü Özen, “Bugün, doktorundan rektörüne, sanatçısından paşasına kadar herkes cezaevinde. Artık cezaevine girmek o kadar doğal ki, sanki lisans üstü yapmak gibi bir şey. Cezaevine girmeyeni adeta erkekten saymıyorlar. Gerçi eskiden olsa cezaevine girmek ayıplanırdı. Şimdi ise bunu kafama takmıyorum. Çünkü ben yanlış bir şey yapmadım. Hem artık dışarıda olmak daha da zor. Cezaevinde daha çok boş zamanım oldu. Üniversiteyi kazandım. 10 ayrı kursa katılıp sertifikalarımı aldım. Kollarım meslek bilezikleriyle doldu. Düğünümde bile bu kadar fazla bilezik takılmamıştı. Ben içerideyken de özgür olduğum zamanlardaki gibiydim. Haksızlıkların her zaman karşısında durdum. Kaldığım koğuşun ağalığını yapıyordum. Bu davadan beraat edeceğime de inanıyorum” diye konuştu.

“KADINLAR ERKEKLERDEN DAHA ÇAPKIN ÇIKTI”

Cezaevinde kadınlarla 24 saat boyunca aynı koğuşu paylaştığını ifade eden Öykü, bayanlar hakkında şaşırtıcı tespitlerde bulunduğunu dile getirdi. Bunun çok farklı bir duygu olduğunu belirten Özen, “Erkeklikten kadınlığa geçiş yapan biri olarak kadınları kafamdan daha farklı bir yerde görüyordum. Ama kadınların erkeklerden daha çapkın olduklarını gördüm. Ve cezaevinde bu kadar fazla lezbiyen olduğunu görünce çok şaşırdım. Bu kadarını tahmin etmemiştim. Hepsiyle can ciğer arkadaş olduk. Hepsi tahliye olduktan sonra derneğimize üye olacaklar. Yani içeride de verimli olarak çalışmaya mücadelemi sürdürmeye devam ettim” diye konuştu.

“ANNE OLMAK İSTİYORUM”

Tutuklanıp cezaevine giderken tarih yazdığını söylediğini hatırlatan travesti Öykü Özen konuşmasını şöyle devam ettirdi.

“Tarih yazmaya da devam ediyorum. Meyve veren ağaç elbette taşlanır. Yaptığım şey basit bir şey değil. Ben Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre resmen kadınım. Cinsiyet değiştirmem Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla oldu. Ege Üniversitesi’nde geçirdiğim ameliyatla kadın oldum. Pembe kimliğimi aldım. Osmangazi Belediyesi tarafından da eşimle nikah kıyarak evlendim. Eşimle beraber ve çok mutluyum. Bir de çocuk istiyorum. Kiralık anne yada evlat edinmek istiyorum. Zaten doğurmak değil yetiştirmek önemlidir”.

ÖYKÜNÜN ÖYKÜSÜ KİTAP OLUYOR

İş-Kur’a müracaat edeceğini söyleyen Özen, “Bir işkadını olmak istiyorum. Çalışmayı düşünüyorum. Benim ideallerim var. Benim kimliğimde gerçekten zor durumda olan insanlara bir şeyler yapmam gerek. Bu sıkıntıyı yaşayan, açılamayıp içine kapanık olan gençlere, kötü yola düşen insanlara faydalı şeyler yapmak istiyorum. Bizim gibi insanlar İş-Kur’a müracaat ediyor, ama iş bulamıyor. İnsanlar fuhuş yapmaya mecbur kalıyor. Onları toplum, devlet dışlıyor. Bu insanlar ne yapsın ki? Bu insanlara iş imkanı sağlanmalı. Ben bu yolda yürüyen biri olarak bu insanların kazanılması gerektiğini düşünüyorum. Bun insanlar desteklenmeli fuhuştan uzaklaştırılmalıdır. Ben de bu sıkıntıları yaşadım. Onların sıkıntılarını biliyor, yaşıyorum. Hayatımı bir kitap haline getirmeye başladım. Dönüşümüm ve bu kimliğimle alakalı her şeyi kaleme alıyorum. ‘Öykü’nün Dönüşümü’ kitap oluyor. Cezaevindeyken kazandığım üniversitemi bitirip hayatın içinde var olmayı düşünüyorum” dedi.

Cezaevinde çektirdiği fotoğraflarını gösteren Özen, Hüseyin Üzmez’in cinsel istismarına maruz kaldığı iddia edilen 14 yaşındaki B.Ç.’nin aynı davada sanık olarak yargılanıp beraat eden annesi L.Ç. ile tanışıp birlikte fotoğraf çektirdiklerini de sözlerine ekledi.

kanaldhaber





Amerika’dan Gül’e LGBTT dernekleri için Mektup

27 11 2009

ABD’de faaliyet gösteren ve kısa adı IGLHRC olan Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ne açılan kapatma davasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mektup yazdı.

IGLHRC Yönetim Kurulu Başkanı Cary Johnson imzasıyla kaleme alınan mektupta, daha önce aynı gerekçeyle Kaos GL ve Pembe Hayat derneklerinin kapatılma taleplerinin reddedilmesi ve Yargıtay’ın, yine aynı gerekçeyle kapatılmak istenen Lambdaistanbul kararı hatırlatılıyor. 

Yargıtay, Lambdaistanbul kararında, yerel mahkemenin kararını bozma gerekçesi olarak “LGBTT bireylerin dayanışma amacı ile dernek kurmasına engel bir durum bulunmadığını; sonuç olarak, davalı derneğin amacının yasadışı ve ahlaksız olmadığını” belirtmişti.
 
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği de “genel ahlak” ve “Türk aile yapısı” gerekçe gösterilerek kapatılmak isteniyor.
 
IGLHRC’nin Cumhurbaşkanı Gül’e gönderdiği, 20 Kasım tarihli mektubun tam metni şöyle:
 
“Ekselânsları, 
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu (IGLHRC) adına; Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olduğunuzdan, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin kapatılması talebi ve Türkiye’deki LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel)  bireylerin örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik girişimler hakkında bilgi almak için size yazıyorum.
Belki haberiniz vardır; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 16 Ekim 2009 tarihinde Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ne kuruluş tüzüğünün 2.maddesinin genel ahlaka ve Türk aile yapısına aykırı olduğu gerekçesiyle dava açtı. Dernek, Türkiye’de aynı gerekçelerle kapatılması talep edilen dördüncü LGBTT derneğidir; Ankara’da, Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT derneklerinin itirazları haklı bulunup davaları düşürülürken, bir diğer LGBTT derneği olan Lambdaistanbul’un kapatılması yönündeki yerel mahkemenin kararı ise Yargıtay tarafından bozulmuştur. Yargıtay, bu hükmünün gerekçesi olarak “LGBTT bireylerin dayanışma amacı ile dernek kurmasına engel bir durum bulunmadığını; sonuç olarak, davalı derneğin amacının yasadışı ve ahlaksız olmadığını” belirtmiştir.
 
Bu karar, söz konusu ikinci maddenin ve LGBTT örgütlerinin amaçlarının, bu grupların örgütlenme özgürlüğüne gerekçe olarak gösterilen “genel ahlak”a aykırı olmadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle Türk Hükümeti’nden ricamız SiyahPembeÜçgenİzmir Derneği’ne yönelik tüm suçlamaları düşürmesi ve sivil toplumun değerli bir üyesi olan derneğin yasal kayıt altına alınma sürecinin hızlandırılmasıdır.
 
Türkiye Anayasası’na göre “herkes kanun önünde hiçbir fark gözetilmeksizin eşittir” (Madde 10), ve “herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir” (Madde 33). Ayrıca, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR) uyarınca, Türkiye örgütlenme özgürlüğünü (Madde 22) ve kanun önünde eşitliği (Madde 26) koruma altında tutmakla yükümlüdür.
 
Toonen-Australya davasında; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, ICCPR’nin 2. ve 26.maddesi ile korunan statüler arasında cinsel yönelimin de yer aldığını onaylamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de; devletler için cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının önlenmesi çağrısında bulundu. 
 
Türkiye’deki LGBTT bireylerin yüzyüze kaldığı, tekrar eden bu yasal sorunları da gözeterek; biz de Anayasa’nın eşitlik maddesine “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesini isteyen Türkiye’deki LGBTT örgütlerinin bu isteklerini bir defa daha yineliyoruz. Böyle bir değişiklik, LGBTT örgütleri için mevcut hukuki uygulamaların iyileştirilmesini ve tüm LGBTT bireylerin yasalar önünde eşit korunma hakkına erişebilmelerini sağlayacaktır. Portekiz, İsveç, İsviçre, Güney Afrika, Ekvator ve Fiji de dâhil olmak üzere bir dizi ülke bu tür koruyucu yasaları kabul ettiler. Söz konusu bu yasal değişiklikler, özellikle Türkiye’de olduğu gibi net tanımlanmayan ve geniş ele alınarak her türlü yoruma açık bırakılan, LGBTT bireylerin yasalarca garanti altına alınmış haklarını kullanmaları önünde de engel teşkil eden “genel ahlak” vb ibarelere karşı oldukça etkili olacaktır. 
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği gibi örgütler, ülkelerindeki sivil toplum alanında değerli bir sosyal ve politik rol oynamaktadırlar ve yasal zorluklar bu önemli rollerini yerine getirmelerini engellemektedir. Bu nedenle, saygılarımızı sunarak sizden Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin kapatılması talebini araştırmanızı ve LGBTT bireylerin, Türkiye Anayasası tarafından sağlanan tüm vatandaşlık haklarından eşit bir şekilde yararlanmasının yolunu açmanızı istiyoruz.”
 
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderdiği mektubu, bilgilendirmek üzere ayrıca şu isimlere de iletti:
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Ekselânsları Recep Tayyip Erdoğan
İnsan Hakları Komisyonu Değerli Üyeleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Değerli Üyeleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Değerli İzmir Milletvekilleri
Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Dernekler Daire Başkanlığı
İzmir Valisi, Ekselânsları Mustafa Cahit Kıraç
İzmir İl Dernekler Müdürlüğü
Avrupa Birliği Başkanlığı, İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt
Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi, Ekselânsları Olli Rehn
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Ekselânsları Thomas Hammarberg
Türkiye Cumhuriyeti ABD Büyükelçisi, Ekselânsları James F. Jeffrey (AE)
Kaos GL




Türkiye : 7 milyon kişinin eşcinsel olduğu iddia ediliyor

29 09 2009

Türkiye’de 7 milyon kişinin eşcinsel olduğu iddia ediliyor

escins

Akşam gazetesinnden Nagehan Alçı, ILGA’nın (Uluslararası Gey ve Lezbiyen Federasyonu) genel sekreteri Kürşad Kahramanoğlu ile konuştu.. Alçı röpottajının başında şunları yazmış:

“Ondan çok şey öğrendik. ‘Gay’ değil, ‘gey’ olarak yazıldığını örneğin. Ya da  ‘İbne’ kelimesi üzerine dünyada yaşanan tartışmaları, ‘eşcinsellerin kendilerini ne kadar erkek gördüklerini’. Ve daha fazlasını..”

İŞTE O RÖPORTAJ

İki polis memurunun eşcinsel görüntüleri ortaya çıktığı için mücadele etmek yerine apar topar istifa etmeleri ne anlama geliyor?

Kendiliklerinden istifa ettiklerine inanmıyorum. Bence onlar istifa etmeye ikna edildiler. Ama benim o haberle ilgili dikkatimi çeken başka bir şey var. Olaya tepki gösteren, Emniyet Genel Müdürlüğü adına konuşan bir adam vardı, o ‘Böyle bir şey olamaz’ diyemiyor, ‘AB’ye gireceksek bu normal olabilir’ diye geveliyor. Eşcinselliğin insan hakkı olarak kabul edildiği ülkelerde böyle bir açıklama yapanı bir saat bile görevde tutmazlar. 

Kağıt üzerinde memurların eşcinsel olmasının bir engel teşkil ettiğine dair bir ibare var mı?

Hayır, hiçbir engel yok. ‘Yüz kızartıcı suçlar’ listesinde insanların cinsel hayatları ile ilgili bir şey yok. Bence burada sorun politik iktidar. Politikası icabı ülkede yarattığı bir atmosfer var. AKP tutucu bir parti. O nedenle bunu değiştirmesine imkan yok. 

Sadece AKP değil ki! CHP iktidarda olsa durum farklı mı olurdu?

Herhalde olmazdı ama şimdi CHP’den biraz farklı sesler gelmeye başladı. En son bir toplantıda CHP’li bir vekil eşcinsellik konusunda çok hassas olduklarını söyledi. ‘Peki ya Deniz Baykal?’ diye sorduk. ‘Tutumunu duysanız çok şaşırırsınız’ dedi.

Baykal eşcinsel hakları konusunda ne diyormuş?

Bilmiyorum ama CHP’de değişim olsa da Türkiye’de genelde politika tutucu. DTP dışında programında eşcinsellerle ilgili ibare geçen parti yok. 

Anayasanın 10. maddesinde eşcinsellere yönelik bir değişiklik yapılması isteniyordu.

Evet, ama tartışmalara bakarsak pek umut yok. 10. madde anayasal güvence altına alınan hakları içeriyor. Bu maddeye bir şey eklemek istiyor eşcinseller: Cinsel kimlik yüzünden insanların ayrımcılıkla karşılaşmaması.

Bu eklenirse ne değişecek?

Eşcinsel hareket yoluna daha güvenli devam edecek. ‘Benim anayasal güvencem var, şimdi diğer değişikliklere gelelim’ denecek. 

Türkiye’de eşcinselliğe karşı ilginç bir yaklaşım var. Zeki Müren örneğin. Üzerinden buram buram aktığı halde açık açık ‘eşcinselim’ demediği için ‘hoşgörülürdü’.

O dönem için bu yeterli olabilirdi ama artık değil. Bir de bizim sistemimiz söylenmediği takdirde eşcinselliğe çok müsait bir ortam yaratıyor zaten. 

Nasıl?

Kadınlar ve erkekler özellikle cinsiyetlerini keşfettikleri yıllarda hemcinsleriyle sosyalleştiriliyor. Erkek çocukları bir yatakta, kız çocukları bir yatakta yatırılıyor. Bu da şayet varsa eşcinselliğin saklanmasını kolaylaştırıyor. İki yüzlülük ailede başlıyor. 

Lezbiyen oranı daha az mı?

Evet, istatistikler de öyle söylüyor ama bunun çeşitli etkenleri olabilir. Kızları hemen everiyorlar bir kere! Zaten evlenince geçer biliyorsunuz!

Türkiye’de yaklaşık kaç eşcinsel olduğunu bilebilir miyiz?

Evet, aşağı yukarı yüzde 10 gibidir. Yedi milyon kadar. Mesela Brezilya’da anket yapılmıştı, toplumun yüzde 4,5’u erkek eşcinsel, yüzde 3,2’si kadın eşcinsel çıkmıştı. 

Türkiye’de geylerin çoğunun biseksüel olduğu söylenir. Öyle mi?

Hayır, biseksüeller aslında çok ufak bir azınlıktır. Eşcinseller baskı altında orta yol gibi gördükleri için ‘biseksüelim’ diyebiliyor. Daha ciddi bir sorun da Türkiye’de eşcinsellerin baskı sonucu ikna olması. Yani heteroseksüel olmaya zorlanması. Böylece ortaya kendinden nefret eden insanlar çıkıyor. Bunlardan çok var. Çevrenize bir baksanız…Ünlü isimler…

Kim mesela?

İsim vermem. Cinselliğini kendi arzusu ile başkalarıyla paylaşmak istemeyenleri açık etmek doğru değil ama bu şahıs toplumda sorumluluğu olan veya bir rol modeli ise o ayrı konu. Ortaya çıkmalılar. Oysa mesela kaç tane gey popstar biliyorsunuz Türkiye’de?

Gazeteciler örneğin… Toplumu sürükleyebilecek isimler var, biliyoruz. Neden büyük medyada ‘ben’ üzerinden yazmıyorlar?

Yazamazlar. Bunu yaratacak ortam yok. Mesela Hürriyet bu işi o kadar kötü yapıyor ki! Bir kere daha ‘gey’ yazmayı öğrenememiş, ‘gay’ diyor. Buradaki eşcinsel hareket 15 yıldır bununla uğraşıyor!

Eyvah! Ben de geçen haftaki yazımda yanlış yazmışım, kendimden utandım!

Bu politik doğruculuk değil. Mücadele olacaksa mücadelenin özneleri ile beraber olmalı! Eşcinseller olmadan eşcinsel mücadelesi olur mu? Mesela Taraf Gazetesi. Göstermelik Ermeni yazar alıyor, göstermelik başörtülü yazar alıyor. Neden bir tane gey yazarı yok? Ahmet Altan o kadar güzel aşk romanları yazıyor, neden eşcinsel aşkı anlatmıyor?

Bilmediği içindir belki?

Olmaz öyle şey! Cinayet romanı yazanlar cinayeti yaşayıp mı yazıyorlar? Her konuda yazması gerekmez mi? O, Yasemin Çongar, Murat Belge.. Dünyayı bilen insanlar. Ama eşcinsellik üzerine hiçbir şey yazmıyorlar. 

E böyle homofobik bir ortamdan çıkan bir yazarın ‘eşcinsel sevişme okumaya hazır değilim’ demesi tasvip edilecek bir şey olmasa da normal değil mi? Neden herkes Feyza Hepçilingirler’e saldırıyor?

Doğru haklısınız ama bu saydığım isimler neyin doğru olduğunu bildikleri halde yapmıyorlar. Zannediyor musunuz ki bir tek ordu ve AKP homofobik? Onlar sadece daha dürüst!

Muhafazakarlık ve eşcinsellik arasında nasıl bir ilişki var?

Muhafazakarlık eşcinsellerin kendilerini ifadelerini zorlaştırıyor. Dindarlık belli kalıplara hapsediliyor. Bir dindar da çıkıp ‘İslamiyet’te bu konuya yaklaşım o kadar da katı değil’ demiyor. 

Değil mi hakikaten? Başörtülü bir lezbiyen olabilir mi mesela?

Olabilir hatta var. Bursa’daki LGBT grubunun bir üyesi vardı böyle. Cinselliğin başınızı örtmenizle ilgisi yok. 

Öyle ama Müslüman kimlik dominant olursa cinsel imliği bastıramaz mı?

Çevre dolayısıyla bastırabilir. Mesela AKP’li çevrelerin içinde olan insanlar var, ‘kedimizi ifade etmek için tüm hayatımızdan vazgeçmemiz gerekir’ diyorlar. 

Askerlik meselesine gelelim… Eşcinselliğini kanıtlayıp, askerlikten muaf olmak geyleri rencide ediyor mu?

Bazıları ‘ben eşcinselliğimi gizlemeden askerlik yapmak istiyorum’ diyor. Bazıları ise ‘zaten ayrımcılığa tabii tutuluyoruz, bari askerlikten yırtalım’. 

Ama yırtma şekli kırıcı değil mi?

Tabii, belge istiyorlar. Yani seksi fotoğrafı ya da video. Bir de test yapıyorlar ve ‘seksüel psikolojik bozukluk’ tanısı koyuyorlar. Oysa böyle bir hastalık yok!

Bir de muayene var değil mi?

Evet ama bunu fiziksel muayene ile anlamanın yolu yok. Bekaret gibi değil ki! Hepsi eşcinselleri üzmek için yapılan şeyler!

Öyle mi? Bekaret testi gibi anlaşılmaz mı?
Yok canım. Anlaşılacağını söyleyen doktorlar var ama ona bakarsanız eşcinselliğin tedavi edileceğini de söyleyen var. Test deseniz, bir alem! Mesela sorulardan biri şu: sokağa tükürür müsünüz? Tabii eşcinsel çok efendi olur tükürmez, tükürürsen hakiki erkeksin!

Belge meselesine gelelim..

O da ayrı mevzu. Bizim ordu dünyanın en büyük pornografik albümüne sahip. Çünkü o belgeleri kayıt diye tutuyorlar. Üstelik bir de eşcinsel kabul edilmek için pasif durumda olmak lazım. Öteki kabul edilmiyor!

BİZ ‘DAHA AZ ERKEK’ DEĞİLİZ

Geyler kendilerini ‘daha az erkek’ olarak görürler mi?
Hayır, bilakis! Bu da çarpıklıklardan biri! Kendini daha az erkek görenlere
biz transseksüel diyoruz. 

Kastettiğim şu: ‘Erkek ol!’ derken ‘İbne olma!’ demek istenir. Eşcinseller kendilerini böyle görmüyorlar, öyle mi?

Hayır ama bazılarında bu nedenle kendinden nefret sendromu oluşuyor. Mesela Huysuz Virjin denen insan. Bir kere gey, ikincisi transseksüel rolü ile star oldu, buna rağmen çıkıp ‘ibneleri sevmem, hiç güven olmaz onlara’ diyor. 

‘İbne’ lafı sizi rahatsız ediyor mu?

Evet, çünkü küfür gibi kullanılıyor, oysa ibne Arapça küçük kız demek. 

Eşcinseller kendi aralarında ibne demiyorlar mı?

Türkiye’de anlam olumsuz ama mesela İngiltere’de bir akım ibnenin
karşılığı olan ‘queer’e iade-i itibar yapmak için mücadele verdi.

İKİ ERKEK OLUNCA SEKS DAHA KOLAY

Bir yandan gey kulüpler açılıyor, İstanbul’un iyi bir gey metropolü olduğu söyleniyor, diğer taraftan bunlar…

Geyliği sadece sekse indirgerseniz doğru, burası bir cennet. Ama o kadar değil ki.

Gey denince akla ‘kötü yola düşmüş’, alkolik, herkesle yatıp kalkan insanlar geliyor. Neden?

Herkesin beş, on gey tanıdığı var ve böyleler mi? Hayır, demek ki bu bir imaj. Bir önyargı ve ötekileştirme metodu.

Evet, medya da bu karikatürün oluşmasına katkıda bulunuyor ancak öte yandan benim tanıdığım eşcinsellerin partner değiştirme hızı heteroseksüellerden fazla. Bunun sebebi ne?

Bir senelik eşcinsel ilişki yedi senelik heteroseksüel ilişkiye eşit. Çünkü o ilişkiyi yaşamak çok zor, çok kısıtlısınız var. Bir düğüne, bayramda el öpmeye heteroseksüeller göğüslerini gere gere partnerlerini götürüyorlar ama biz götüremiyoruz.

Eşcinsellerin daha kolay seks yaptığı doğru mu?

Bu sadece erkek eşcinseller için geçerli. Bu, kadın – erkek arasındaki farktan kaynaklanıyor. İki erkek olunca çok daha kolay. Erkekler her istedikleri zaman kadınlarla ilişkiye girebilseler farklı olmayacak.





Bavula sığmadığı için cesedi gitar kutusuna koydum

17 09 2009

“Bavula sığmadığı için cesedi testereyle parçalayıp gitar kutusuna koydum”

 kiskanc

Münevver Karabulut cinayeti zanlısı Cem Garipoğlu’nun İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü’ndeki polislerle sohbeti sırasında, “Ceset bavula sığmadığı için başını kestim” dediği öğrenildi. Garipoğlu’nun, hiç yurt dışına çıkmadığını söylediği, babasının hapiste olmasına üzüldüğü için de teslim olmayı istediği belirtildi.
Edinilen bilgiye göre, Cem Garipoğlu’nun Asayiş Şube Müdürlüğü’nde sorgulanmadığı bildirildi. Garipoğlu’nun polislerle sohbeti sırasında, tanımadığı bir kişi tarafından bilmediği bir eve götürüldüğü, evin de bahçeli olduğunu söylediği öğrenildi. Cinayet günü Münevver’i okuldan aldığını kaydeden Garipoğlu’nun, annesini arayarak bir arkadaşıyla eve geleceğini ifade ettiği, cinayetten pişmanlık duyduğunu belirterek, “Keşke o ölmesiydi ben ölseydim.” dediği bildirildi. Polislerin cesedin kafasını niçin kestiği yönündeki sorusuna da, “Bavula sığmadığı” için yanıtını verdiği öğrenildi.

Cem Garipoğlu’nun ‘kıskançlık krizine girdiği’ için cinayeti işlediğini söylediği de iddia edildi. Cem’in, polislerle sohbetinde “Herşey Münevver’e gelen bir telefonla başladı. Kıskançlık krizine girdim. Tartışmaya başladık. Kavga fiziki temasa dönüştü. Cinnet geçirdim. Olay bu şekilde son buldu” ifadelerini kullandığı bildirildi.

Cem Garipoğlu’nun ayrıca, Asayiş Şube Müdürlüğü’ne getirildiği sırada psikolojisinin iyi olmadığı, eli ve ayağının titrediği ifade edildi.

Garipoğlu’nun ifadesinden dışarıya şu başlıklar sızdı:

“Yurtdışına çıkmadım, İstanbul’daydım. Tanımadığım bir kişi bilmediğim bir eve götürdü, o evde kaldım

“Bavula sığmadığı için cesedi testereyle parçalayıp gitar kutusuna koydum”

“Etiler’deki cesedi bıraktığım yeri rasgele seçtim”

“Çok üzgünüm anlık bir olaydı. Keşke o ölmeseydi ben ölseydim”

“Olayda satanizm yok”

“Bahçeşehir’deki evde 700 bin dolar yoktu

http://www.mehmeterdogan.com/2009/09/cem-garipoglunun-ilk-ifadeleri/





İBO SHOW’DA ”SKANDAL”

23 02 2009

ibotilbeTartışma karşılıklı sözlerle uzayınca yayına bu kez rapçi Ceza’nın program görüntüleri verildi. Bir süre sonra tekrar yayına geçilince ayağa kalkan Tilbe, programı Tatlıses’i alkışlayarak terketti.

İbrahim Tatlıses: “Seni pezevenklerin elinden kurtardım” Yıldız Tilbe: “Beni kimse pezevenklerden kurtarmadı”

 

İBRAHİM Tatlıses, programına konuk ettiği Yıldız Tilbe’ye “Seni pezevenklerin elinden kurtardım” deyince iki şarkıcı canıl yayında birbirine girdi. ATV’de canlı yayınlanan İbo Şov’daki büyük kavga, Yıldız Tilbe’nin “Kandıramazsın Beni” adlı şarkısını söylerken Tatlıses’in şarkıyı yarıda kesmek istemesiyle başladı. Buna rağmen Tilbe şarkısını tamamladı. Ardından reklamlar yayına girdi. Reklamların ardından Tatlıses, konuğu Yıldız Tilbe’nin kendisine saygısızlık yaptığını söyledi. Tilbe’nin geçmişte dayak yediğini ve kendisinden yardım istediğini iddia eden Tatlıses “Seni pezevenklerin elinden kurtardım” deyince Tilbe dayanadı ve, “Beni kimse pezevenklerden filan kurtarmadı. Ayrıca sizden yardım istediysem bunu niye burada söylüyorsunuz, çok ayıp ediyorsunuz” dedi.

 

Tilbe, alkışlayıp gitti

Tartışma karşılıklı sözlerle uzayınca yayına bu kez rapçi Ceza’nın program görüntüleri verildi. Bir süre sonra tekrar yayına geçilince ayağa kalkan Tilbe, programı Tatlıses’i alkışlayarak terketti. Stüdyodaki bazı izleyiciler de programdan ayrıldı. Tilbe’nin ayrılmasını kabullenemeyen Tatlıses, “Ne zaman yayına çıksa, ’şunu yapmam, bunu söylemem’diyor. Lanet olsun kardeşim. Gelmezsen gelme. Şarkını da istemiyorum seni de” dedi.