Uzan hakkında tutuklama kararı kalktı

18 12 2009

Hileli iflas suçundan yargılanan Cem Uzan’ın hakkındaki tutuklama kararı kalktı

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi, ”hileli iflas” suçundan yargılanan Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan’ın hakkındaki gıyabi tutuklama kararını kaldırdı.

ZAMAN AŞIMINA UĞRADI
Tasarruf  Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından 2003 yılında el konulan İmar Bankası’nın hileli iflasına neden oldukları öne sürülen Cem Uzan’ın da aralarında bulunduğu 48 sanık hakkında açılan davanın görülmesine, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.

Sanık Yüksel Tartan’ın avukatı Erdem Emir, müvekkilinin İmar Bankası’nda 1999 yılından önce çalıştığını belirterek, suçun zaman aşımına uğradığını söyledi.

İmar Bankası iflas dairesi vekilleri de suç tarihinin, ticaret mahkemesince iflas kararı verilen tarih olarak kabul edilmesini talep ederek, sanıkların buna göre cezalandırılmasını istediler.





Kürtler Muhatap Alınsın, Halk Barışa Hazırlansın

7 12 2009

EMEp başkanı Tüzel, hükümetin DTP üzerinde baskı oluşturarak ve milliyetçi muhalafetin önünü açarak barışı sağlayamacağını söyledi. “Barış Türk ve Kürt emekçilerin ortak mücadelesiyle gelecek.”

Emek Partisi (EMEP) başkanı Levent Tüzel barış için hükümetin Kürtleri, özellikle de Demokratik Toplum Partisi’ni (DTP) muhatap alması, genel olarak halkı da demokrasi ve eşit bir yaşama hazırlayacak bir söylemi benimsemeye çağırdı.

“DTP’yi kapatmak yada siyasi operasyonlarla etkisizleştirmek, terörle ilişkilendirerek muhatap almamak barışa ve çözüme hiç yaklaşmamak anlamına gelecektir.”

Tüzel, yaptığı yazılı açıklamada hükümetin DTP’yi hedef alan sözlerinin, kapatma davasının öne çekilerek görüşülmesinin milliyetçi muhalefetin tepkileriyle birleştiğinde Kürtlerin üzerine şiddetle gidilmesine yol açtığını belirtti.

“Nitekim Kürt siyasi güçlerinin tasfiyesine dönüşen bu süreci gören ve Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarındaki değişimi de bu çerçevede değerlendirerek tepkilerini sokaklarda gösteren DTP ve çevresindeki Kürt halk güçlerine uygulanan şiddet, Diyarbakır’da bir gencin ölümüne yol açmıştır. Artık çok daha açık görülmektedir ki, AKP iktidarı demokratikleşme hamleleri olarak görülmesini hesapladığı bu açılım tartışmalarında ‘terörle halkı birbirinden ayırıyoruz’ söylemleriyle Kürtleri muhatap almayarak, muhalefetini özellikle de DTP’ yi etkisizleştirme üzerinden seçim politikası yürütmektedir. Böylelikle ‘çözülen’ Kürt sorunu olmayacak ama Kürt ulusal hareketinin direnç unsurları olacak; AKP de demokrasi ve barış isterken, kendince buna karşı çıkanlarla (darbeciler, milliyetçi muhalefet, PKK ve DTP çevreleri) mücadele ediyor görünecek

http://bianet.org/bianet/siyaset/118693-emep-kurtler-muhatap-alinsin-halk-barisa-hazirlansin





Yargıtay’dan ilginç ‘düşünce özgürlüğü’ kararı

23 10 2009

Bolu Expres gazetesinin yazarının yazdığı yazı büyük tartışma yarattı.

yar

YargItay 8. Ceza Dairesi, yerel bir gazetede “Şehit edilen her asker için bir DTP’li öldürülsün” çağrısı yaparak, “Bundan böyle şehit edilen her güvenlik görevlisine karşın, bunlardan birinin (DTP’liler) aynı kaderi paylaşması toplumun çoğunluğunun isteği haline gelmiştir” diyen yazarın suçsuz olduğuna ilişkin mahkeme kararını onadı. Kürt açılımı veye demokratik açılım olarak adlandırılan süreçle ilgili tartışmaların yoğunlaştığı bugünlerde alınan karar tartışma yaratacak. Yerel Bolu Expres gazetesi yazarı Işın Erşen, 7 Ekim 2007’de, Gabar Dağı’nda 13 askerin şehit edilmesinin ardından yazdığı “Türk, işte karşında düşmanın” başlıklı yazıda, DTP milletvekilleri, yöneticileri ve belediye başkanlarının isimlerini tek tek sıraladıktan sonra şu ifadeleri kullandı:

İşte dava konusu olay yazı…

“Türk Ulusu, işte karşında düşmanın. ’PKK bölücü terör örgütüdür, onun mensupları da vatan hainidir’demedikten sonra bunların topu Türk düşmanı olarak bundan sonra ’sivil yurtsever’unsurların hedefi olacaktır. Kahpece pusu kuran dağdaki teröristin peşinde koşmaktansa üç-beş mikrobu temizleyip bundan sonra bir bizden, beş sizden, tamam mı, devam mı? demek gerekir. Bunu yapacak ve diyebilecek yurtsever unsurlar da çıkar elbet. Toplumun arzusu, yoğun olarak bu yöndedir. Bundan böyle şehit edilen her güvenlik görevlisine karşın, bunlardan birinin aynı kaderi paylaşması toplumun çoğunluğunun isteği haline gelmiştir. Artık kangren olmuş uzuv veya uzuvların kesilip atılma zamanı gelip geçmiştir.”

Şahin dava açılması için başvurdu

DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş’ın, Bolu Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmasından sonra Savcılık, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla yürüttüğü soruşturmada takipsizlik kararı verdi. Bu karara yapılan itiraz ise Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddedildi. Kararda, savcılığın takipsizlik hükmünde isabetsizlik bulunmadığı ifade edildi. Adalet eski Bakanı, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, kesinleşen kararı kanun yararına bozulması istemiyle Yargıtay’a taşıdı. Başvuruda, yazının düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtildi.

Yargıtay oybirliği ile ’Suç yok’ dedi

Daire, başvuruyu, 30 Eylül’de karara bağladı. Oybirliğiyle alınan kararda, yerel mahkemenin kararında isabetsizlik bulunmadığı belirtildi. Şimdi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 8. Ceza Dairesi’nin bu kararını Yargıtay Ceza Kurulu’na götürmezse karar kesinleşecek.





Kimlik arayışının tuvaldeki hali

13 07 2009

11trfs17tugba

Onları daha çok elinde çakılarıyla etrafa saldıran ya da saldırıya uğrarkenki görüntüleriyle tanıyoruz. Yanlarından geçtiğimizde kendimizi onlardan sakınmaya çalışırız. Onları “cinsellik” ile özdeşleştiririz. Bu yanlış algılamada medyanın da kuşkusuz payı büyük…

Toplumun dışına itttiğimiz, kendilerinden anlamsızca sakındığımız travestilerden biri olan Tuba Deniz Gören, 48 resimden oluşan ilk kişisel sergisi Arayış’ı Barış Manço Kültür Merkezi’nde açtı.
Hiç resim eğitimi almamış olan Gören, resim aşkı ile cinsel kimliğine ilişkin çelişkiyi aynı yıllarda yaşadığını söylüyor. O günleri şöyle anlatıyor: “Lisedeyken resim öğretmenimi çok seviyordum. Resme ilgim o zaman başladı. Belki de beni fark etmesi için resim yapmaya başladım. Bu tutkum yıllar boyunca devam etti. Cinsel kimliğimden dolayı okulu bitiremedim. Aynada kendimle hesaplaştığım yıllardı. Çevremden baskı geldi. Böyle olunca zincirleri kırmak istedim. Babama ayrılacağımı söyledim. 18 yıl geçti bir daha dönmedim.”
İlk sergisiyle bir arayış içinde olduğunu dile getiren Tuba, “Seçmiş olduğum kimliğimden dolayı ruhumun bedenime sıkıştığını düşünüyorum. Resimlerimde dikkat ederseniz hep tek ağaç var. Genel olarak da çıplaktırlar. Birtakım şeylerden yoksundurlar. Bu biraz da biz travestilerin dünyasıdır” diyor. 
“Bu resimlerle cinsel kimliğimle değil, sanatımla buradayım. Sözcüklere dökemediklerimi, anlatamadıklarımı resme yansıttım” diyen Tuba, şöyle devam ediyor: “Toplum bizi yanlış biliyor. Bizim içimizde de elbette adam kesen, şiddet yanlıları var ancak toplum içinde de cinayet işleyenler, cinnet geçirenler var. Bazı münferit olayları genelimize yansıtıyorlar. Bize farklı bakıyorlar. Oysa biz de onlardan biriyiz. Bazen toplumun içinde nasıl yürüyeceğime bile karar veremiyorum. Bunu yaşamayan anlamaz.”
Medyanın travestileri yanlış anlattığından yakınan Tuba, “Onlar için galiba resim sergisi açan bir travesti değil, Kadıköy’de birini bıçaklayan bir travesti daha önemli” diyor. Toplumdaki cinsellik tabusunun yıkılması gerektiğini dile getiren Tuba, insanların kadınlığa veya erkekliğe değil fikirlere ve düşüncelere önem vermesi gerektiğine dikkat çekiyor.





Erdoğan tavrını koydu

11 07 2009
Erdoğan tavrını koydu  
Başbakan Erdoğan, Çin’de yaşanan olaylarla ilgili kullandığı vahşet kelimesinin arkasında olduğunu belirterek, “Yüzlerce insanın öldürüldüğü, binlercesinin yaralandığı olaylar için kullanılacak kelime vahşettir. Bu bir soykırımdır” dedi.
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Bir taraftan evrensel değerleri konuşacağız, insan haklarını konuşacağız, öbür taraftan bunlara seyirci kalacağız; bu olacak iş değil” dedi.
İtalya’nın L’aquila kentindeki G-8 Zirvesi’nin ardından Türk basın mensuplarınının soruları yanıtlayan Erdoğan, bir gazetecinin, ”Dün Avrupa Birliği liderleriyle ilgili bir toplantıda yer aldınız? Türkiye’nin Avrupa Birliği süreciyle ilgili yeni başlıklarla ilgili nasıl bir görüşme gerçekleşti?” sorusu üzerine, şunları söyledi:
”Bizim müzakerelerimizle ilgili süreci genelde değil, daha çok dönem başkanı değerli meslektaşım Fredrik Reinfeldt ile görüştük. Orada kendi samimi yaklaşımlarını her zamanki gibi ifade ettiler. Bu konuda da yine gerek başmüzakereci arkadaşım, gerekse Dışişleri Bakanımız da irtibatlarını devam ettirecek. Bizler şu anda parlamento dışı yapabileceğimiz çalışmaları yapmak suretiyle parlamento açıldığı döneme kadar alacağımız mesafeleri almayı planlıyoruz. Onu da kendileriyle müzakere ettik.”
Başbakan Erdoğan, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki olaylara ilişkin bir soru üzerine de şunları kaydetti:
 
”Görüşme yaptığım bazı devlet başkanlarına ve başbakanlara düşüncelerimi ifade ettim. ‘Vahşet’ ifadesini Türkiye’de zaten kullandım. Onun da arkasındayım. Çünkü yüzlerce insanın öldürüldüğü ve bini aşkın insanın yaralı olduğu bir olayı, adeta bir soykırımı herhalde başka bir kelime ifade etmez.Bunu hem bir soydaş olarak, hem aynı değerleri paylaşan insanlar olarak söylemek durumundayız. Bir taraftan evrensel değerleri konuşacağız, insan haklarını konuşacağız, öbür taraftan bunlara seyirci kalacağız; bu olacak iş değil. Bu nereden gelirse gelsin, hangi değerleri paylaşırsa paylaşsın eğer insan öncelikli bir dünyayı paylaşıyorsak, bu konuda ikili ilişkiler veyahutta menfaatler değil, insan öne çıkmalı ve insana yönelik bu noktada dünyadaki tüm ülkeler el ele vermeli diye düşünüyorum.
Böyle inanıyorum, böyle inandığım için de orada çıkarları değil, bunu düşünmek durumunda olduğumuzu söylüyorum ve adaletli bir yaklaşımla Çin yönetiminden buradaki failler üzerinde gerekli yaptırımların ortaya konulmasını, uygulamaya konulmasını bekliyoruz. İstediğimiz budur ve bundan daha doğal da bir şey olamaz. Bu düşüncelerimi de görüştüğüm meslektaşlarıma da ifade ettim. İkili görüşmelerde de ‘kimse hayır şöyle değil’ demiyor.
Herkes de bu olayı hakikaten bayağı sıkıntılı bir şekilde değerlendiriyor. ‘Bu durumun üzerine de hassasiyetle eğilmek gerekir’ diye düşünüyorlar ve BM Güvenlik Konseyi’nde Çin daimi üye, biz geçici üye; orada da bu işin değerlendirilmesi, görüşülmesi gerekir diye de inanıyorum, düşünüyorum. Bunu da dönünce arkadaşlarımla değerlendireceğiz.”
Bir gazetecinin, hangi liderlerle ve başbakanlarla görüşme fırsatı bulduğuna ilişkin bir soruya Erdoğan, ”Hemen hemen bütün liderlerle görüşme fırsatım oldu diyebilirim. Kimisiyle yemekte, kokteyl kısmında, hepsiyle az çok bir görüşme fırsatını yakaladım. Bir kısmıyla bu konuları görüşme imkanımız oldu. Bir kısmıyla da Dışişleri Bakanımız vasıtasıyla döndükten sonra yapacağımız çalışma ile ayrıca bu görüşmeleri devam ettireceğiz” karşılığını verdi.
Erdoğan, ”G-8 formatının G-14′e dönüştürülmesinden bahsediliyor. G-14 formatında ileride Türkiye’nin olabilmesi, İtalyan basınında konuşuldu. Bu konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi
”Doğrusu benim katıldığım oturumlarda bu gündeme gelmedi. Fakat bunun kulislerini duyuyorum. Kulislerini duymak da tabii benim şu anda böyle bir değerlendirme yapmamı bir yerde gerektirmiyor. Fakat bu konuda G-14 tezini savunanlar olduğu gibi G-20 tezini savunanlar da vardır.
Öyle zannediyorum ki Pitzburg’da kolay bir adım herhalde farklı bir durum arz edecektir. Onun için Birleşmiş Milletler toplantısını bekleyelim ve oradaki Pitzburg buluşmasında büyük ölçüde daha geniş gündeme gelecektir.”
Bir gazetecinin, İtalya’ya gelmeden önce bir İtalyan gazetesine verdiği demeci hatırlatarak, ”Gerek Sarkozy, gerekse Merkel konusunda bazı yakınmalarınız söz konusuydu. O hissediliyordu. Yani baş başayken farklı mesajlar verdiklerini ama kendi kamuoylarına konuştuklarında farklı bir üslup kullandıklarından bahsediyorsunuz Türkiye konusunda. Bu zirvede Sarkozy’nin dışında Merkel’le de görüştünüz mü? Kendilerine bu konuları dile getirme imkanınız oldu mu?” sorusuna Erdoğan, ”Görüşmelerde bu konular gündeme gelmedi. Gerek Sarkozy ile gerekse Merkel’le böyle bir görüşmemiz olmadı. Daha çok şu anda küresel finans krizi, ekonomik kriz, Merkel’le özellikle bunları görüştük. Sayın Sarkozy ile sadece gıda güvenliği konusunda kısa bir görüşmemiz oldu o kadar” yanıtını verdi.




DİSK, 5 bin kişi ile Taksim’e girdi

1 05 2009

DİSK, KESK ve sivil toplum örgütleri ile siyasi parti temsilcilerinin de aralarında bulunduğu kalabalık bir grup 32 yıl sonra Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs’ı kutladı.

Türk-İş ve Hak-İş’ten sonra DİSK ve KESK üyeleri yaklaşık 5 bin kişilik kortejle Taksim’e 1977′de yaşanan olayların ardından ilk kez girdi. 

 

Başlangıçta 3 bin kişi ile Taksim’e yürüyüş yapan DİSK ve KESK üyeleri, polisin diğer grupların katılmasına izin vermemesi nedeniyle yürüyüşüne Osmanbey’de bir süre ara verdi.
DİSK ve KESK üyesi işçiler, polis ve sendika üyeleri arasındaki sayı pazarlığını sürdürürken, diğer grupların ana korteje katılmasına izin verilmemesi nedeniyle yürüyüşüne Osmanbey’de ara verdi. Yürüyüş dururken, Nişantaşı’nda küçük gruplara polis müdahale etti.
KESK ve DİSK’in kortejinde CHP ve DTP milletvekilleri de yer aldı.
Sendika ve polisler arasında grupların ana korteje katılmasına izin verilmesi ve Taksim’e giriş sayısı için yaklaşık 2 saat süren pazarlıkların ardından anlaşma sağlandı ve Taksim’e yürüyüş yeniden başladı. Yeni gruplarından da katılımıyla yaklaşık 5 bin kişiye ulaşan grup saat 12.20 sıralarında yaklaşık 4 bin kişi Taksim’e giriş yaptı. Giriş yapanlar arasında DİSK, KESK, Türkiye Komünist Partisi, CHP, DTP, feministler, Halkın Kurtuluşu Partisi gibi çok sayıda sivil toplum kuruluşları yer aldı. Taksim’e giriş yapan gruplar halay çekerek, 31 yıl sonra meydana girmeyi kutladılar.
Polis ekiplerinin yoğun güvenlik önlemleri aldığı Taksim Meydanı, bir anda işçilerle dolup taştı. Bazı işçiler, koşarak Atatürk Anıtı üzerine çıktı. Anıta tırmanan işçiler, ellerindeki bayrakları salladı.  Taksim Meydanı’na giriş yapmanın sevincini yaşayan işçiler, “1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanındayız” sloganları attı.
 Bazı işçiler ise halay çekerek 1 Mayıs’ı kutladı. Taksim Anıtı’nın önünde fotoğraf çektiren işçiler dikkat çekerken, bazı işçiler çimlerin üzerine uzandı. Aralarında DİSK’in yanı sıra, çeşitli sendikalar, sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinin de aralarında bulunduğu grubun sayısı yaklaşık 5 bine ulaştı. Marşlar söylenirken, olayların çıktığı 1 Mayıs 1977′de Taksim Meydanı’nda açılan pankart da, Taksim Meydanı’na getirildi.
Taksim Meydanı’na giriş yaparken, işçilere seslenen DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, “Makul olan bu değil miydi? İşte Taksim’deyiz, işte 1 Mayıs alanındayız. Sayılar değil, insanlar makul olmalıdır” dedi.
Çelebi, “Birlik, mücadele ve dayanışma gününü kutluyoruz. Bayramımızı en güzel şekilde kutluyoruz. Burada yitirdiğimiz canlarımızı bağrımıza basacağız. Herkes elini vicdanına koyup söylesin. Makul olan bu değil miydi? Sayılar değil, insanlar makul olmalıdır. Anadolu örf ve adetleri bunu gerektirdiği gibi insan olmanın temeli de bunu gerektirir” diye konuştu.
Çelebi’nin açıklamaları, işçilerin “İşte 1 Mayıs, işte Taksim”, “1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür” ve “Direne direne kazandık” sloganlarıyla kesildi. Çelebi sözlerini, “İşte Taksim’deyiz, işte 1 Mayıs alanındayız” diyerek tamamladı. KESK Başkanı Sami Evren ise, 1977 olaylarında ölenleri saygıyla andıklarını Evren, “Davanın peşini bırakmadık fakat bugüne kadar ne failleri bulundu, ne de azmedenler. 30 yıldır Taksim’in emekçilere açılmasını istedik. İşçi sınıfına uygulanan zulme son vereceğiz. Yoksulluğa, yolsuzluğa karşı duracağız” diye konuştu. Kutlamalara katılanlar yaklaşık 1, 5 saat burada kaldıktan sonra alanı terketti.
İSTİKLAL CADDESİ’NDE POLİS MÜDAHALE ETTİ
İstiklal Caddesi üzerinden Taksim’e çıkmaya çalışan gruba, polis biber gazı ve tazyikli su ile müdahale etti.
Polis müdahalesi sonucu ara sokaklara dağıtılan göstericiler, İstiklal Caddesi’nde toplandı. Taksim Meydanı’na çıkmak isteyen gruba polis müdahale etti. Polisin biber gazı ve tazyikli su ile müdahale ettiği göstericiler ara sokaklara dağılırken, bölgedeki gerginlik sürüyor.
 BİR İŞ YERİNDE YANGIN ÇIKTI
Tarlabaşı’nda toplanan bir grup gösterici polise molotof fırlattı.
Molotofun isabet ettiği bir işyerinde yangın çıkarken, olay yerine gelen itfaiye yangına müdahale etti.
Tarlabaşı’nda polis ve göstericiler arasındaki gerginlik devam ediyor.
Göstericiler polise Molotof kokteyli atarken, polis göstericileri dağıtmak için biber gazı sıktı. Göstericilerin attığı molotoflar ise bir işyerine isabet etti. Molotof kokteylinin isabet ettiği işyerinde yangın çıkarken, yangına çevredeki vatandaşlar müdahale etti. Ardından olay yerine gelen itfaiye ekipleri, yangını söndürdü. Ara sokaklara dağılan göstericiler yola molotof atarak barikat oluşturdu. Zaman zaman taş atan göstericilere polis panzerinden tazyikli su sıkıldı. Polis ve göstericiler arasında kovalamaca yaşanırken, bölgedeki gerginlik sürüyor. Öte yandan, bir polis helikopteri de havadan destek verdi.




Ersöz’de kimlerin ses kaydı var?

3 02 2009
Emekli Tuğgeneral Ersöz, ziyaretine gelen Bedrettin Dalan, Cem Uzan ve Emin Şirin gibi isimlerin ses kaydını aldığını, Mustafa Balbay’la ‘Genç Subaylar Rahatsız’ manşetinden sonra görüştüğünü söyledi. Ergenekon operasyonunun 6. dalgasından bir gün önce Rusya’ya gittiği için 6 ay süreyle aranan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, ameliyat olmak için sahte kimlikle Ankara‘da bir hastaneye yatarken yakalanmıştı. Savcılık ifadesi tamamlanmadan gözaltı süresi dolduğu için mahkemeye sevk edilen Tuğgeneral Ersöz, burada 5 sayfa ifade vermişti. Her türlü terör örgütünün ölüm listesine girdiğini belirten Ersöz, ifadesinde “Hakkımdaki koruma kararı emekli olduktan sonra da devam etti. Diyarbakır’da Jandarma Bölge Komutanı olduğum sırada bana gelen bir istihbari bilgiye göre ABD’nin istihbarat örgütünün beni ölümle tehdit ettiğini öğrendim” dedi. 
KIZININ ŞENER ERUYGUR’A ÇEKTİĞİ MESAJLAR
Kızı Fulya’nın, eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’a babasını aramaması yolunda mesajlar çekmesi ve telefon etmesi sorulduğunda Levent Ersöz, bunu kızının psikolojik durumun bozuk olmasına bağladı. Kızı Fulya’nın kendisinin emekli olmasını hazmedemediğini, üç kez intihara teşebbüs ettiğini belirten Ersöz, “Ben Şener Eruygur’la eski komutanım olması nedeniyle bayramlarda görüşüyordum. Bu nedenle bana zarar gelmesinden korkmuş olabilir ve o mesajları çekmiş olabilir” diye konuştu.

 
DALAN, UZAN VE ŞİRİN ZİYARETİME GELDİ

İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde kendisini ziyarete gelen kişilerin bazılarının ses ve görüntülerini üstlerinin emriyle çektirdiğini öne süren Levent Ersöz, şunları söyledi:
“Beni ziyaret eden Bedrettin Dalan, Cem Uzan, Kıvanç Değirmenci ve Turgut Altınok ile görüşmemde ses kaydı yaptım. Bu kişilerden bazılarının bize iletmek istedikleri şeyler oluyordu, biz de bu maksatla dinliyorduk. Emin Şirin isimli kişi de benden önce İstihbarat Daire Başkanlığı’na gelip gidermiş, görevli olduğum dönemde de bir kaç kez bana geldi. Aramızda ülkenin içinde bulunduğu durum ile ilgili görüşmeler geçmiştir.”
MUSTAFA BALBAY’LA GÖRÜŞTÜM
Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ı gazeteci olarak tanıdığını ve bir iki kez ziyaretine geldiğini anlatan Levent Ersöz, “‘Genç Subaylar Rahatsız’ diye bir haber çıkmıştı. Genel Komutan’ın takdirleri üzerine kendisini çağırdım, haber ile ilgili görüştük” dedi.

 
DARBE SUNUMUNU ERUYGUR’A VERDİM
Gazeteci Nuray Başaran’ın tanıştırdığı Faruk Demir isimli kişinin kendisine 4 sayfalık bir darbe sunumu getirdiğini belirten Ersöz, bu sunumda kutucuklar içine yazılmış bazı kod isimlerin bulunduğunu belirttiği belgeyi komutanı Şener Eruygur’a götürdüğünü, onun da “Gereğini yaparım” diye teslim aldığını söyledi. Ersöz, darbe planının Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven olup olmadığını bilmediğini belirtti.
CUMHURİYET ÇALIŞMA GRUBU’NDAN HABERİM YOK
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinden ve bunların içeriğinden haberdar olmadığını öne süren Ersöz, Cumhuriyet Çalışma Grubu içinde oldukları iddiasıyla tutuklanan muvazzaf askerler Mustafa K. ve Enver Ö’yü emrindeki subaylar olarak tanıdığını, Cumhuriyet Çalışma Grubu’ndan ise haberdar olmadığını savundu.

 
YARSAV BAŞKANI’YLA YEMEK YEDİK
Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ile bir arkadaşı aracılığıyla tanıştığını ve Ankara’da Liman Lokantası’Nda bir kez yemek yediklerini, yemeğin tamamıyle nezaket amacıyla düzenlendiğini ifade eti. Bu yemeğe iddia edilenin aksine Ergün Poyraz’ın katılmadığını, bir Yargıtay Savcısı ve emekli bir binbaşının yemekte olduğunu belirten Ersöz, yemekte AKP’nin kapatılmasıyla ilgili hiçbir şey konuşulmadığını da iddia etti.

Kendisinin herhangi bir suç işlemediğini belirten Levent Ersöz, Ergenekon diye bir örgütü hiç duymadığını iddia etti.




Şarkıcı İsmail YK’nın,Türk vatandaşlığını bıraktığı ortaya çıktı!

31 01 2009

Şarkıcı İsmail YK’nın ‘tamamen duygusal’ bir kararla Türk vatandaşlığını bıraktığı ortaya çıktı! Sivaslı bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da doğup büyüyen İsmail Yurtseven, ilk önce kardeşleriyle ‘Yurtseven Kardeşler’ grubunu kurdu ve şöhreti yakaladı. Sonra grubun adını da alıp ‘İsmail YK’ oldu ve yoluna yalnız devam etti. ‘Şapur Şupur Ye Beni’, ‘Bas Gaza’ gibi şarkıları dillerden düşmedi.
İsmail YK, 2006′daki ‘Bombabomba.com’ albümüyle, Türkiye’de ‘Yılın En Çok Satan Albümü’ ödülünü aldı. Ayrıca, ‘Dijital Ortamda En Çok Dinlenen Şarkıcı’ unvanını elde etti. Çifte vatandaşlığı olan şarkıcı, aynı yıl ilginç bir tercih de yaptı; Türk vatandaşlığından çıktı! Böylece sorumluluklardan muaf oldu, yani vergiden kurtuldu. Artık Türkiye’ye Alman pasaportuyla, turist olarak giriyor.





Danıştay’dan Haşim Kılıç ve hükümete sert yanıt

26 12 2008
Danıştay’dan Haşim Kılıç ve hükümete sert yanıt  
Danıştay, yüksek yargıdaki tartışmalarla ilgili olarak, “Yargının saygınlığının zedelendiğini” bildirdi.
 
Yüksek yargıda yaşanan yetki tartışmalarının ardından, Danıştay Başkanlar Kurulu olağanüstü toplandı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın dün akşam saatlerinde Danıştay’ı eleştirdiği açıklamasının ardından Danıştay Başkanlar Kurulu olağanüstü toplandı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu toplantısının hemen ardından Danıştay Başkanlar Kurulu toplandı. Kurulun Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yaptığı açıklamaya yanıt verdi.
İşte o açıklama:
 
“Anayasa Mahkemesi’nin, Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 5747 sayılı Kanunun iptali istemiyle açılan davada verdiği kamuoyunca da bilinen kararı ile Kovanlık Belediyesince açılan davada Danıştay Sekizinci Dairesince verilen karar nedeniyle Başbakan’ın 24 Aralık 2008 gününde yazılı ve görsel basında yer alan, “… Türkiye’de demek ki, ikinci bir Anayasa Mahkemesi daha çıktı. Yani Anayasa Mahkemesi bir tane var Türkiye’de ikinci bir Anayasa Mahkemesi yok. Yasama organının çıkardığı kanunların üzerinde tasarruf yetkisi olan sadece Anayasa Mahkemesi’dir. Beni şaşırtan bir olay olmuştur. …” yolundaki beyanatından sonra ve aynı gün Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından, Mahkemelerince verilen iptal kararını yorumlayarak yapılan açıklamada, “… Anayasa’nın 153. maddesinde Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve tüm yargı organlarını bağlayacağı kuşkusuzdur. Bu bağlayıcılığa karşın, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uyulmaması ya da mahkemenin öngörmediği bir sonuç çıkarılması, Anayasa’nın 153. maddesinin ihlal (gözardı) edilmesi sonucu(nu) doğurur. Hukuk devletinde herkesin Anayasa’da öngörülen ilkelere uygun davranma ve hukuku üstün tutma sorumluluğu ve zorunluluğu vardır.” şeklinde ifadeye yer verildiği görülmüştür”




Fransız bakan tepetaklak

4 12 2008

Fransa Ulaştırma Bakanı Domini Qei Bussereau, konuşma yapmak için kürsüye doğru ilerlerken merdivenlere takılarak yere düştü. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de son yıllarda uygulanan politikalar neticesinde sivil havacılık sektöründe çok hızlı ve önemli gelişmeler sağlandığını belirterek, “Havayolu ulaşımı, lüks olmaktan çıkarak günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldi” dedi.  Erdoğan, Türkiye’de havacılık teknolojisinde önemli bir sıçrama sağlandığını ifade ederek, TSK’nın ihtiyaçları çerçevesinde yürütülen projeler kapsamında kazanılan yetenekler ile Türk savunma ve havacılık sanayinin uluslararası düzeyde kabul edilir bir oyuncu düzeyine ulaştığını kaydetti. Ardından kürsüye gelen Fransız bakan görünmez bir kaza atlattı.
Törene katılan Fransa Ulaştırma Bakanı Domini Qei Bussereau, konuşma yapmak için kürsüye doğru ilerlerken merdivenlere takılarak yere düştü. Tutanarak ayağı kalkan Bussereau, konuşmasını tamamladıktan sonra yerine geçti ve Başbakan Erdoğan’a nasıl düştüğünü anlattı. Tören sonunda fotoğraf çekimi sırasında Bakan Çağlayan, Bussereau’nun koluna girdi.İHA