TSK’DAN TARAF’A SUÇ DUYURUSU

20 11 2009

Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, ”Poyrazköy Soruşturması” ile ilgili dün bir haber yayımlayan yayın organı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu bildirdi.

Tümgeneral Güler, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’ndaki haftalık basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Basında yer alan ”üçüncü ihbar mektubu” ile ilgili sorular üzerine Tümgeneral Güler, bu konuda 17 Kasımda yaptıkları açıklamada tüm cevapların bulunduğunu belirterek, ”Bunlara ilave edeceğimiz yeni bir şey yok” dedi.

Poyrazköy Soruşturması ile ilgili dün bir gazetede yer alan iddianın hatırlatılması üzerine Tümgeneral Güler, ”Poyrazköy soruşturması ile ilgili olarak Başbakanlık tarafından dün yapılan açıklama vardır. Ayrıca söz konusu yayın organı hakkında Adalet Bakanlığına suç duyurusunda bulunulmuştur” diye konuştu.

-”9 TERÖRİSTİN 8′İ SERBEST”-

Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak da iç güvenlik olayları hakkında bilgi verdi.

Tuğgeneral Gürak, geçen hafta yapılan toplantıda toplam dokuz bölücü terör örgütü mensubunun, Şırnak’ın Silopi ilçesinde güvenlik kuvvetlerine teslim olduğunun belirtildiğini hatırlatarak, ”Teslim olan dokuz bölücü terör örgütü mensubunun sekizi serbest bırakılmış, biri tutuklanmıştır. Geçen hafta yakalandığını açıkladığımız beş bölücü terör örgütü mensubu ise adli makamlar tarafından tutuklanmıştır” dedi.

Geçen hafta ise üç bölücü terör örgütü mensubunun yakalandığını bildiren Tuğgeneral Gürak, 13 Kasımda Erzurum’un Karayazı ilçesinde bir teröristin yakalandığını ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını kaydetti.

Tuğgeneral Gürak, ayrıca, 15 Kasımda Adana’nın Ceyhan ilçesinde, 17 Kasımda Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde iki teröristin yakalandığını ve adli makamlarca tutuklandığını belirtti.

Geçen hafta, çeşitli çap ve cinste mühimmat ile bol miktarda yaşam malzemesi de ele geçirildiğini ifade eden Tuğgeneral Gürak, Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) tarafından, dönem içinde 6 arama kurtarma faaliyeti yapıldığını, 67 kişinin sağ olarak kurtarıldığını, 2 kişinin ölü olarak bulunduğunu bildirdi.

Tuğgeneral Gürak, ayrıca, 16 Kasım 2009 tarihinde, Muş’un Üçevler köyünde rahatsızlanan bir bebeğin, durumunun ağırlaşması üzerine, askeri bir helikopter ile Muş’a nakledildiğini söyledi.

-ORGENERAL BAŞBUĞ’A ZİYARET-

Tuğgeneral Gürak, Mısır Arap Cumhuriyeti Savunma Bakanı Mareşal Hüseyin Tantavi’nin, 18 Kasımda Orgeneral İlker Başbuğ’a yaptığı ziyaret esnasında, iki ülkeyi ilgilendiren askeri işbirliği konularının görüşüldüğünü ve iki ülke arasında askeri işbirliğinin geliştirilmesine esas teşkil edecek bir mutabakat muhtırası imzalandığını hatırlattı.

Orgeneral Başbuğ’un 12-15 Ekim tarihleri arasında Pakistan’a yaptığı resmi ziyarette, Mingora şehrindeki okullara yardım yapılmasının gündeme geldiğini belirten Tuğgeneral Gürak, yardımların bugün, TSK’ya ait iki kargo uçağı ile Chaklala Hava Üssüne, Genelkurmay Başkanlığını temsilen bir heyetle beraber gönderileceğini söyledi.

Tuğgeneral Gürak, ”Yardımlar, 25 Kasım 2009 tarihinde, İslamabad Büyükelçimiz, Silahlı Kuvvetler Ataşemiz, Pakistanlı sivil ve askeri yetkililerin katılımı ile Mingora şehrinde, ilgili okullara teslim edilecektir” dedi.

Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı nedeniyle basın toplantısının yapılmayacağını da bildiren Tuğgeneral Gürak, ”Bu bayramda da vatandaşlarımızın huzuru ve güvenliği için Türk Silahlı Kuvvetleri, vatanımızın her tarafında nöbette ve görevde olacaktır” diye konuştu.

AA





Travestiler açılım istiyor

17 10 2009

Ankara’da ”transseksüelliğin ruhsal bozukluklar arasinda sayilmasi” protesto edildi. Protestocular, ”Transseksüel açilimi istiyoruz” dövizleri taşidi.

sohbet_banner

ANKARA – Yüksel Caddesi’ndeki Özgürlük Aniti önünde toplanan ve ”Transseksüel açilimi istiyoruz”, ”Hasta değil travestiyiz” yazili dövizler taşiyan gruptakiler, bir süre sloganlar atti.

Grup adina yapilan açiklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yilinda, Dünya Sağlik Örgütünün de 1990 yilinda eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çikarilmasina karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 2012′de, Dünya Sağlik Örgütünün ise 2014′de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açiklamada, bu nedenle dünyanin bir çok ülkesindeki eşcinsel örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de eşcinsel bireylerin hayatin her alaninda şiddet ve ayrimcilikla karşilaştiği ifade edilen açiklamada, şunlar kaydedildi: ”Insanlari varoluşlari yüzünden ayiran, baskilayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dişlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastaliklidir. Sistem, bizleri sağlikli ya da sağliksiz bulmaya hakki olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldirilmasini talep ediyoruz.”ANKARA – Yüksel Caddesi’ndeki Özgürlük Aniti önünde toplanan ve ”Transseksüel açilimi istiyoruz”, ”Hasta değil travestiyiz” yazili dövizler taşiyan gruptakiler, bir süre sloganlar atti.

 

Grup adina yapilan açiklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yilinda, Dünya Sağlik Örgütünün de 1990 yilinda eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çikarilmasina karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 2012′de, Dünya Sağlik Örgütünün ise 2014′de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açiklamada, bu nedenle dünyanin bir çok ülkesindeki eşcinsel örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de eşcinsel bireylerin hayatin her alaninda şiddet ve ayrimcilikla karşilaştiği ifade edilen açiklamada, şunlar kaydedildi: ”Insanlari varoluşlari yüzünden ayiran, baskilayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dişlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastaliklidir. Sistem, bizleri sağlikli ya da sağliksiz bulmaya hakki olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldirilmasini talep ediyoruz.”





Baykal’a gelin benzetmesi

16 10 2009
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, başbakan’la görüşmesine 3 robot kamera öneren Baykal’ı geline benzetti
bu

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme niyeti olmadığını ifade ederek, ”Herhalde bu gidişle bu görüşme olmayacak gibi. Ama bunun sorumlusu, samimi davranan Sayın Başbakan değil” dedi.

Bakan Arınç, Manisa’da gazetecilere yaptığı açıklamada sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ama kamuoyundan gelen talepler, kendi teşkilatından, yöneticilerinden gelen talepler, Türkiye’nin ana muhalefet partisinin, en köklü siyaset partisinin, Türkiye’nin en önemli meselesi olan demokratik açılım konusunda sessiz kalmasının, hükümete karşı aldığı tavrın parti olarak herkes tarafından onaylanmadığını gösterdi. Bunun üzerine Sayın Başbakan’ın mektubuna ‘Evet görüşebiliriz’ dedi. Ama yine hem grup toplantısındaki ‘Hiç bir şekilde onlarla birlikte olmayacağız, onların yaptığı her şey yanlış, bu bölücülüktür, bu vatana ihanettir’ sözlerini tekrarlıyor. Ama geldiği zaman da ‘Kameralar olacak, sonra ne zaman yayınlanacağını birlikte karar vereceğiz’ diyorlar. Bu çok yanlış, çok yakışıksız. Bugüne kadar hiçbir siyasetçiden duymadığımız bir davranış biçimi. Yani Sayın Başbakan’a güven duymayabilirsiniz de bir ülkenin başbakanına bu kadar çıplak sözlerle, bu kadar aşağılayıcı, bu kadar istihza edici bir davranış içinde olamazsınız. Sayın Baykal’a gerçekten bu davranışı hiç yakışmıyor. Sayın Başbakan kameraların gözetimi altında, sanki sorgu odasında, videoya alınan sorgular gibi… Öyle bir davranışı Türkiye’nin başbakanına yakıştıramazsınız.”

”Görüşmeye kameranın şahitlik yapması gibi bir şeyin olmayacağını” ifade eden Arınç, Türkiye’de böyle kurgularla ilk defa karşılaştıklarını söyledi. ”Herhalde bu gidişle bu görüşme olmayacak gibi” diyen Bakan Arınç, şöyle devam etti:

OYNA DEMİŞLER YERİM DAR DEMİŞ

”Konuşursunuz, konuşmazsınız. Konuşursanız da madem ki bire bir konuşmayı arzu ediyorsunuz, buna ayrıca kameranın şahitlik yapması diye bir şey olmaz. Yani Türkiye’de biz böyle kurgularla ilk defa karşılaşıyoruz. Herhalde bu gidişle bu görüşme olmayacak gibi. Ama bunun sorumlusu, samimi davranan Sayın Başbakan değil. Yani oynamamak için direnen geline ‘oyna’ demişler, hanımefendiler bağışlasın, ‘yerim yok’ demiş. O zaman yer açmışlar, bu sefer de ‘yenim dar’ demiş. Mesele böyle bir konuşma, görüşme olmasın da ama, ‘Neresinden tutsam da karşımdakini yere çalacak bir iş yapsam’ diye düşünüyor herhalde. Yani çok tecrübeli olduğuna inandığımız, yaşı da bir hayli bizden büyük olan bir siyasetçinin, yıllar sonra Türkiye’de hiç kimsenin aklına gelmeyen bir şeyi ortaya koyuvermesi, Türkiye için talihsizlik. Biz yolumuza devam edeceğiz ve CHP’nin 1989-1999′da yayınladığı ama bugün sahip çıkmadığı görüşlerinden de raporlarından da istifade edeceğiz. Belki bu görüşmeye imkan bırakmayacak kadar da güzel olabilir.”





“Siz Atatürk’ten daha mı milliyetçisiniz?”

14 08 2009

AKP’nin 8. kuruluş yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan il başkanları toplantısında konuştu. Erdoğan demokratik açılımla ilgili açıklamalarda da bulundu:

“Adına isterseniz Doğu, Güneydoğu, Kürt sorunu deyin. Ama bu bir sorundur diye parti programımıza koyduk. O çerçeveyi belirledik. 2005 Diyarbakır konuşmasında onun sinyalini verdik. Demokrasi çerçevesini muhafaza ederek bu sorundan Türkiye kurtulmalıdır dedik. İnsan hakları noktasında önemli reformları gerçekleştirdik. Şimdi bu meseleden kurtulmanın tam zemini diyoruz. Bu meseleyi tarihe gömmek için istek olduğunu görüyoruz. Halkımızda bu talep var. Bu işin istismarını yapan buradan nemalanmak isteyen buradan AK Parti’yi vuracağını zannedenler bu açılımı engellemeye çalışıyor. Bedeli ne olursa olsun adımlarımızı attık, atıyoruz ve atacağız. Bizim muhatabımız 71,5 milyon insanımız. Bir başka temsil mercii de tanımıyoruzç Kimseyle bu süreçte polemiğe girmek istemiyorum. Böyle bir meseleyi alet etmek istemiyorum günlük meselelere. İçişleri Bakanım anamuhalefet ve diğer muhalefet partilerine mektup yazar onlardan randevu talebinde bulunur da randevunun içinde ne olduğunu bilmeden sayın Bahçeli ret cevabı verirse bunu neyle izah edeceğiz? Hani bunlar uzlaşmacıydı? Kabul etme, görüş, konuş. Biz bu şartlarda yokuz de sonra. Ama bunu bile yapamadılar. Ama bizim kapımız herkese açık. Kim bizimle görüşmek isterse görüşürüz. İçeriğini bildiğimiz konuda, karşı talebimizi iletiriz. Varsa düzenlemeler kesinlikle kabullenir, enine boyuna konuşuruz. MHP Lideri, Bahçeli tam bir panik ve hezeyan durumunda. Çirkin bir üslupla, yardımcıları da aynı, istisnalar kaideyi bozmaz, bana ve bakanıma saldırmasını milletimin takdirine bırakıyorum. Böyle ciddi bir mesele hakkında konuşacaksınız Türkiye’nin tarihi üzerine birkaç kitap okuyun. Tarihin derinliklerinden bugüne ulaşan bir meseleyi yarım yamalak bilgiyle Türkiye’ye haksızlık etmeyin. Basit ve ucuz muhalefet yaparak partinize, Türkiye’ye haksızlık ediyorsunuz. “

“SİZ ATATÜRK’TEN DAHA MI MİLLİYETÇİSİNİZ?”

“Alparslan 1071′de kazandığı zaferle Anadolu’nun kapılarını açtı. Malazgirt isimine dokunmadı. Siz Alparslan’dan daha mı milliyetçisiniz ? Malazgirt Ermenice bir kelime. Rahmetli Orhan Gazi Bilecik ismine dokunmadı. Siz onlardan daha mı milliyetçisiniz. Rahmetli Orhangazi Bursa’yı fethetti, ismine dokunmadı. Bursa Yunanca’dan geliyor. Gazi Mustafa Kemal Ankara’yı Kurtuluş Savaşı’nın karargahı, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti yaptı. Siz Gazi Mustafa Kemal’den daha fazla mı milliyetçisiniz ? Ankara kökeni itibari ile Latince Ankira’den geliyor. Bunu sayın Bahçeli’nin sürece nasıl baktığını, değerlendirdiğini göstermek açısından, sadece bir örnek olarak veriyorum.”

DTP’YE UYARILAR

“Düşünün, makale kitap okumadan yapılan aceleci yorumlar hiç kimseye hizmet etmez. Sayın Bahçeli sayın Baykal, kapılarınızı kapatmayın, destek olun. Bu meselede mutabakat olmayacak da hangi meselede uzlaşılacak, bu konuya katkınız olmayacak da hangi meseleye katkınız olacak? AK Parti kurulmadan önce siz vardınız. Baykal “Biz Cumhuriyet’ten daha eskiyiz” diyorsunuz, hadi gereğini yapın. Bahçel, siz de partinizin eski olduğunu söylüyorsunuz. Siz duayensiniz. Yapın gereğini. Bizler sorumlu davranmazsak Türkiye kaybeder. Sorumsuzca davrananlar yaşanacak olumsuzlukların vebalini de yüklenirler. DTP, zaman zaman aralarından bazı temsilcilerin tahrik edici açıklamalardan kaçınmalarını rica ediyorum. Mutabakat iklimini zedeleyecek girişimlerden kaçının. Niyetimizin samimi olduğunu açıkladım. Biz duyarlılıkla hareket etmek zorundayız. Bizim annelerin babaların gözyaşlarını dindirmekten başka gayretimiz yok. Türkiye’yi ileriye taşımaktan başka gayretimiz yok. Dürüst olacağız, samimi olacağız. Bu iktidar ne gibi yatırımlar yaptı herşey açık ve net ortada. Olayın psikolojik boyutu, sosyolojik, askeri, siyasi, diplomatik, değil bütün olarak ele alıyoruz. Bölgesel milliyetçilik, etnik, dinsel milliyetçilik yapmayacağız dediki yapmadık, yapmayacağız. Türkiye aşkına bu meseleyi inşallah çözümleyelim.”





Bakan Bağış Okşan Öztok’a Fransız kalmadı

15 07 2009

Devlet Bakanı Egemen Bağış, Milli Gün resepsiyonunda ‘’Travesti sürprizi’’ yaşadı. Travesti Okşan Öztok, bakan Bağış’ın elini, iki avucunun içine alıp sohbet etti.

oksan

ANKARA- Devlet Bakanı Egemen Bağış, Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği tarafından düzenlenen Milli Gün resepsiyonunda ‘’Travesti sürprizi’’ yaşadı.  İnsanca Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı travesti Okşan Öztok, bakan Bağış’ın yanına gidip kendisini tanıttı ve randevu istedi. Travesti Okşan’ın Bakanın elini avuçlarının içine alarak tutması da dikkat çekti.
Bakan Bağış’tan randevu isteyen Öztok, “Türkiye’de ekonomik krizle birlikte fuhuş arttı. Bu konu üzerine dernek olarak bir rapor hazırladık. Sizden randevu istedik alamadık” dedi. Bağış ise işlerinin çok yoğun olduğunu belirterek, “Görüyorsunuz. Sürekli yurtdışı ve görüşmeler nedeniyle zamanım kalmıyor” karşılığını verdi ve Okşan’ın yanından uzaklaştı.

OBAMA’NIN DA DAVETLİSİYDİ
Travesti Okşan, ABD Başkanı Obama’nın bu yılın Nisan ayında yaptığı Ankara gezisi sırasında TBMM’ye de gelerek Genel Kurul’daki konuşmasını locadan izlemişti. Ankara’daki travesti ve transseksüellerin sözcüsü olan İnsanca Yaşam Derneği’nin Başkanı Okşan Öztok, konuk listesine ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından eklenmişti.

Travesti Okşan, ABD’nin Irak harekatı öncesi canlı kalkan olmak için, Irak’ın Ankara Büyükelçiliğinden vize de istemişti. Travesti Okşan 2002 seçimlerinde ise, Yeni Türkiye Partisinden milletvekili aday adayı olmuştu.





Erdoğan’a Münevver Karabulut sorusu

11 07 2009
Erdoğan’a Münevver Karabulut sorusu  

 

ANKARA (A.A) – DSP İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, ”Toplum genelinde Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili tahkikatın titizlikle yapılmadığı yönündeki intibayı giderecek nasıl bir çalışma yapılması düşünülüyor?” diye sordu.
TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde Ağırbaş, üniversitelerde otopsi eğitimi veren birimlerin sayısı artırılarak, donanımlı otopsi teknisyenlerinin yetiştirilmesine yönelik çalışma olup olmadığını öğrenmek istedi.
Ağırbaş, ”Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bilimsel bakış açışı ile teknolojik yenilikleri, suçların ve suçluların tespiti sürecine entegre etmeye yönelik herhangi bir program veya proje çalışması yürütülüyor mu?” sorusunu yöneltti.

 





Patalya deşifre edildi !

14 04 2009

Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın düzenlediği “Patalya toplantıları”na katılanlar şimdi tek tek tutuklanıyor…
Sabah Gazetesi yazarı Yavuz Donat bu sabah Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınarak İstanbul’a gönderilen Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın düzenlediği “Patalya toplantıları”na katılan isimleri ilk yazan gazeteci olarak tanınıyor. Donat, “Medya Mahallesi”nde Haberal’ın Türk siyasi tarihindeki yerini ve “Patalya toplantıları”nın içeriğini anlattı.

İşte Yavuz Donat’ın o açıklamaları…
“Ben size önce Prof. Haberal’dan kısaca bahsedeyim. 1991′de DYP’nin Rize birinci sıra adayı ancak 1991′de Anavatan Partisi Rize’yi 3-0 alınca Hoca da siyesete giremedi.
 
İşin bir de magazin tarafı var hatırlayın; Süleyman Bey o tarihte muhalefet lideriydi Rize’ye gitti ve dedi ki “Hamsi kavağa çıkarsa Anavatan Partisi de bir kere daha iktidar olur. Hamsi kavağa çıkamayacağına göre iktidar olamaz”…
 
Sonra Mesut Bey Rize’ye gitti. Rizelilerin de kafası karıştı, “Süleyman Bey ne demek istedi?” diye, Mesut Yılmaz da bunu çok iyi malzeme olarak kullandı; “Yani demek istiyor ki” dedi, “Rize’den Başbakan çıkamaz.” Rizeliler tepki gösterdiler; “Ne demek Rize’den Başbakan çıkamaz, hamsi kavağa çıkar Rize’den de Başbakan çıkar!” diye yüklendiler Anavatan Partisi’ne.

Hocanın da ilk ve son adaylığıdır ondan sonra siyesette pek adı duyulmadı.
Daha sonra Süleyman Demirel’in görev süresinden sonra “Çankaya’ya kim çıksın” diye konuşulur iken rahmetli Bülent Ecevit’in Çankaya adayı Haberal Hoca idi. Sonra o proje gerçekleşmedi. Haberal hoca “Ben bu işlerde yokum” dedi çekildi.

 
2002′de AKP tek başına iktidara geldikten sonraki süreçte önce Kent otel sonra Patalya toplantılarını görüyoruz. O Patalya toplantıları daha sonra 2007 seçimlerine yaklaşırlınken içlerinde gerenaller, bürokratlar, eski siyasiler var… Şu anda Ergenekon’da tutuklu olanların bir kısmı da orada. Orada konuşulan konular “Parti mi kursak”, “Türkiye nereye gidiyor?”, “Ne olur?” diye.. Ben de bir gün oturdum bu toplantıya katılanların tam listesini yayınladım. “Bu toplantı için katılacaklara davetiye gönderiliyor ‘Şu konudaki görüşününüzü bildirin’ deniyor” dedim. Hatta geçen sene Mehmet Y. Yılmaz benim bu yazımı aldı; “Bu gizli mizli diyorsunuz” dedi. “Yavuz bunları isim isim tarihiyle, günüyle yazdı” dedi.

Şimdi o toplantıya gidenlerin bir kısmı eski bakanlar.

Bunlar oraya giderken korumalarıyla gidiyor. Şimdi bir kısmı sıkı korumada iki, üç koruması var. Bu insanların bir kısmının altındaki arabaları eski bakan olmaları münasebetiyle devletin tahsis ettiği makam araçları ve devletin verdiği şoför var. Orada bir gizlilik falan olmaz bu kadar kişinin katıldığı yerde gizlilik olmaz. Bizim meslektaşlar da var. Orada da gizlilik olmaz. Orada ne konuşuluyor. Bir kısmı diyor ki bu 2007 seçimlerine girerken; “DYP ile Anavatan Partisi’ni evlendirelim başına Mehmet Ağar ile Erken Mumcu’nun dışında bir isim gelsin”. Biri diyor ki, “TV’lerde programa yapan Hasan Ünal bey var o gelsin.”, birisi diyor ki, “Haberal Hoca daha popülerdir o gelsin.” O tür şeyler yapılıyor. Biz de bir kaç aydın biraraya gelince de her şey yapılır ileri konuşulur geri konuşulur… Ben bunları yazdım ve dedim ki “Bu Haberal’dan ihtilalci falan olmaz” ama bu Patarya onun otelidir sıfırdan kurduğu, yani onun derken üniversitenindir. Bunları yapmıştır. Konuşulan konular da şunlardır diye yazınca iki gün ardarda beni Prof. Haberal aradı. “İyi ki varsın Yavuzcum” dedi “Gizli kapaklı bir şey yapmıyoruz, sen ne var ne yok açıkça yazdın” dedi. “Çok teşekkür ediyorum” dedi. O tarihten bu yana ne o beni aradı, ne de ben onu aradım. Pek bir temasımız da olmadı. Bunlar 2007 seçimlerine girilirken “Acaba nasıl bir parti kursak, AKP’ye karşı bir alternatif nasıl çıkartırır?” türü şeylerin konuşulduğu toplantılardı.

 
O toplantılardan çıkanlar belki ikili, üçlü bir takım evlere gitmişlerdir bir takım şeyleri yapmışlardır, bilemiyorum. Biraz önce Sedat Ergin’in dediğine katılıyorum. Bazı şeyler var, ucu kime uzanıyorsa gitsin. Ama sokakta her gördüğümüz kişiye “Ergenokoncu” dersek insanlar artık bir korkuya falan girer ve biryere gidebilmeleri de mümkün değil, korkarlar.





Osman Gökçek vuruldu !

25 03 2009
Ankara Gökçek’in oğlunu konuşuyor  
Ankara kulisleri son birkaç gündür şok bir dedikoduyla çalkalanıyor: Ayağından kurşunlanan Melih Gökçek’in oğlu Osman Gökçek Bakü’de tedavi altında tutuluyor. Azerice yayın yapan musavat.com. adlı internet sitesinin gündeme getirdiği iddiaya göre geçen hafta içersinde Osman Gökçek tabancayla ayağından vuruldu.
Seçim kampanyasında ağır bir yara alacağını düşünen Melih Gökçek oğlunu çok gizli bir operasyonla Azerbaycan’a gönderdi ve Osman Gökçek Bakü’de tedavi altına alındı.
GÖKÇEK YALANLADI
 
Melih Gökçek, oğlu Osman Gökçek’in Bakü’de tedavi altında tutulduğuna dair iddiaları yalanladı… Ankara kulisleri birkaç gündür Melih Gökçek’in oğlunun ayağından vurulduğu ve Bakü’de tedavi altında tutulduğu konuşuluyordu. Gökçek olayla ilgili olarak: “Böyle bir olay yok. Azeri sitesine Türkiye’den belli çevreler tarafından servis edildi bu haber… Seçime doğru belden aşağı vurma çabası… Oğlum şu anda Ankara’da yanımda. Hatta iddiaların asılsızlığını ispatlamak için birlikte televizyon kanallarını dolaşıyoruz..” dedi.




Çankaya Belediyesi ölülere bayrak dağıttı

12 03 2009
Çankaya Belediyesi ölülere bayrak dağıttı  

Çankaya Belediye Başkanı Eryılmaz’ın, “Yamyamları doyuramıyorum” dediği ses kaseti üzerine başlatılan soruşturma sonuçlandı. İçişleri Bakanlığı Müfettişleri, “bayrak vurgunu”nu ortaya çıkardı..

Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’ın “Yamyamları doyuramıyorum” isyanını yansıttığı ses kaydı üzerine İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin başlattığı incelemeden, “bayrak vurgunu” çıktı. CHP’li Çankaya Belediyesi 2005 yılında 1.7 milyon lira mal olan 300 bin bayrak alımı için ihale açtı. İhale ilanı ile teknik şartname birbirinden farklı yazılarak adeta adrese teslim yapılıp, belirli bir firmaya verilen ihalede bayrakların fahiş fiyatla alındığı ve 905 bin lira fazla ödeme yapıldığı saptandı. Dağıtıldığı belirtilen bayrakların çoğu ya sahte isimlere ya da ölülere teslim edilmiş gibi gösterildi. Müfettişler raporu “ihaleye fesat karıştırmak” suçlamasıyla savcılığa gönderdi. Eğer dava açılırsa Eryılmaz ve 15 kişi TCK’nın 235′inci maddesi uyarınca 5 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

ADIM ADIM VURGUN

Sabah Gazetesi’nin haberine göre, mülkiye Müfettişleri Ferda İleri, Dr. İbrahim Avcı ve Dr. Mehmet Tanışır’ın 27 Ocak 2009′da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği raporda ihale süreciyle ilgili şu tespitler yapıldı:

* Çankaya Belediyesi Eğitim Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, 2005 yılında terör olayları ve Mersin’de Türk bayrağının yırtılması nedeniyle Çankaya’daki evlere dağıtılmak üzere 300 bin Türk Bayrağı alımı için ihaleye çıktı.

* İhalenin yaklaşık bedeli 1 milyon 740 bin YTL olarak tespit edildi.

* 07 Nisan 2005 tarihli başkanlık oluru ile yapılan ihalede, komisyon üyelerinin en az ikisinin işin uzmanı olması şartına uymadığı belirlendi. nİhale ilanı ile teknik şartnamesinde alımı yapılacak bayrakların türleri farklı yazıldı. İlan metninde bayrakların Alpaka Yünlü Kumaş üzerine yapılacağı belirtilirken, şartnamede % 100 polyester olacağı kaydedildi. Ayrıca, teknik incelemede Alpaka Yünlü Kumaş diye bir yünlü kumaş olmadığı ortaya çıktı. Böylece bazı firmaların teklif vermesi örtülü biçimde engellendi.

* 24.5.2005′te yapılan ihaleye Kafkas Ticaret, Aydoğan Kardeşler Ltd Şti ve Esen Bayrak Ltd. Şti. katıldı. Ancak iki firma “uygun olmayan belge verildiği” gerekçesiyle ihale dışı bırakıldı.

* İhale, 24.06.2005 tarihli ihale komisyon kararı ile 1 milyon 485 bin YTL teklif veren Aydoğan Kardeşler Ltd Şti’nde kaldı. Firma ile 08.07.2005 tarihinde sözleşme yapıldı.

BELGE SAHTE Mİ?

* Firma, iş deneyimini ispatlamak için CHP Genel Saymanlığı’nca düzenlenen 20.05.2005 tarihli ve 1 milyon 100 bin YTL tutarındaki İş Bitirme Belgesi’ni ihale komisyonuna sundu. Komisyon, söz konusu işin yapıldığına dayanak olan faturayı araştırmadan, belgeyi kabul etti. – Müfettişler, kuşkulandıkları iş bitirme belgesinin gerçekliğini araştırmak üzere Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’na yazı yazdı. Yapılan incelemede, Aydoğan Kardeşler firmasının, Vergi Dairesi’ne herhangi bir beyanının bulunmadığı, iş bitirme belgesinin düzenlenmesine esas teşkil eden 19.11.2004-08.03.2005 döneminde KDV matrahlarının sıfır (0) olduğu, yani ticari bir işleminin bulunmadığı anlaşıldı.

* Bu durum, iş bitirme belgesinin sahte olabileceğine ilişkin “ciddi bir karine” teşkil etti. Belgeyi veren Muhasebe Müdürü E. K., CHP yönetimi tarafından görevinden alındı.

* Yüklenici Aydoğan Kardeşler firmasının ihale tarihinde sosyal sigorta prim borcu bulunduğu ve ihaleyi almaması gerektiği belirlendi. Ancak firma, sözleşme imzalanmadan bir gün önce borcunu kapattı.

* Çankaya Belediyesi, aynı yıl (2005) bir başka ihaleyle 10 bin bayrağı tanesi 2,39 YTL’den temin etti. 300 binlik ihalede ise bayrakların tanesi 4,95 YTL’ye mal oldu. Toplamda 2,39 x 300.000=717.000,00 YTL’den alınabilecek bayraklar, 4,95 x 300.000 = 1.485.000,00 (artı KDV) üzerinden alındı. Böylece KDV ile birlikte 905.940,00 YTL belediyenin kasasından fazladan çıktı.

* Yüklenici firma, 02.08.2005 tarihinde malın kabulünü istedi, aynı gün başkanlık onayı ile bayrakları kabul edecek personel belirlendi. Bayrakların tamamı görülmeden, örnek bir koli içindeki bayraklara bakıldı. Tüm bayraklar teslim alınmış gibi tutanak hazırlandı.

* Aydoğan Kardeşler, 300 bin bayrağın Aycan İnşaat ve Zümre İnşaat adlı firmalardan alındığına ilişkin faturaları ihale komisyonuna sundu. Ancak, bu firmaların verdiği faturaların sahte olduğu tespit edildi.

* Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 20.01.2009 tarihli yazısıyla, yüklenici firmanın bilinen adreslerinde bulunmadığı anlaşıldı. Şirketin işlemlerini takip eden Muharrem Aydoğan, “Resmi ortağı olmadığını, şirketin kapandığını; şirket sahibi olan ağabeyinin iletişim bilgisinin kendisinde olmadığını” söyledi.

112 BİN KİŞİYE BAYRAK

* İhale şartnamesinde, “300 bin adet bayrağın Çankaya’daki evlere yüklenici tarafından dağıtılacağı” hükmü yer alıyordu. Aydoğan Kardeşler Ltd Şti., 112 bin kişiye 280 bin bayrağın dağıtıldığına ilişkin adres bilgileri ve imzaları belediyeye verdi. Müfettişler, listelere çıplak gözle bakıldığında bile bazı imzaların aynı kişi tarafından atılmış olduğunu belirledi.

* Emniyetin araştırmasında, bayrak verildiği belirtilen bazı isimlerin mahalle kayıtlarına rastlanmadı. Bazı isimler ise yıllar önce ölmüştü. Çok sayıda kişi de hiç bayrak almadıklarını beyan etti.

* Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yapacağı soruşturma sonunda dava açılırsa, Eryılmaz ve 15 kişi 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.





Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor

7 03 2009
Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor  
ANKARA (ANKA) – Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin ertelenmesinin sözkonusu olmadığını belirterek, “Türkşeker A.Ş, özelleştirmesi ile şeker sektörünün verimli çalışmasının temini, rekabet edebilir hale getirilmesi ve bu arada ülkemiz insanının daha düşük fiyatla şeker tüketebilmesine imkan verilmesi hedeflenmiştir” dedi.
ÖYK’nın kararı doğrultusunda özelleştirme çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Aksu, bugüne kadar şirkette çalışan 4 bin 611 kişinin sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmesi konusunda ise bir çalışmanın olmadığını bildirdi. Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun Meclis KİT Komisyonu’nda Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilmesiyle ilgili sorduğu sorulara yazılı yanıt verdi. Serdaroğlu’nun mevsimlik işçilerin kadroya alınması ile ilgili bir çalışmanın olup olmadığı yönündeki sorusuna Aksu şu yanıtı verdi:
“Kamu Kurum ve kuruluşlarında çalıştırılmakta olan kampanya ve mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmeleri kanunla düzenlenmektedir. En son olarak kamu kesiminde 2006 yılında 180 gün ve daha fazla süreyle çalıştırılan geçici işçilerin, 2007 yılında sürekli işçi kadrosuna geçirilmeleri gerektiğinden, şirketimizde 4 bin 611 kişi sürekli işçi kadrolarına geçirilmiştir. Bu aşamada şirketimizde çalışan kampanya ve mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmeleri hususunda bir çalışma yapılmamaktadır.”

-“İHALE TEKLİF GELMEDİĞİ İÇİN İPTAL EDİLDİ”-

Serdaroğlu’nun, Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesinin 2014′e kadar ertelenmesinin sözkonusu olup olmadığına ilişkin sorusuna ise Aksu: “Herhangi bir erteleme sözkonusu değil” karşılığını verdi. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 12 Ağustos 2008 tarihli kararı çerçevesinde Şeker Fabrikalarının özelleştirme çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Aksu, özelleştirmenin iki yıl içinde tamamlanması yönünde ÖYK kararı bulunduğunu hatırlattı. İlk olarak Kars, Erciş, Ağrı, Muş ve Erzurum Şeker Fabrikalarının satışı için 24 Eylül 2008′de ilana çıkıldığını ve teklif verme süresinin 27 Kasım 2008 olarak belirlendiğini kaydeden Aksu, teklif gelmemesi nedeniyle ihalenin iptal edildiğini bildirdi. Aksu, “Türkşeker A.Ş özelleştirme çalışmaları ÖYK kararı çerçevesinde devam etmekte olup, ihale hazırlıklarında piyasadaki gelişmeler değerlendirilmektedir” dedi.

-“ÜLKEMİZ İNSANI DÜŞÜK FİYATLA ŞEKER TÜKETEBİLECEK”-

Aksu, Şeker Fabrikalarının özelleştirme stratejisinin Türkiye ve dünya şeker sektöründeki gelişmeler ve diğer ülkelerdeki özelleştirme uygulamaları dikkate alınarak hazırlandığını da vurgulayarak “Türkşeker A. Ş özelleştirmesi ile şeker sektörünün verimli çalışmasının temini ile rekabet edebilir hale getirilmesi ve bu arada ülkemiz insanının daha düşük fiyatla şeker tüketebilmesine imkan verilmesi hedeflenmiştir. Bu yaklaşım ülkemiz milli çıkarlarını her yönüyle koruyan bir yaklaşımdır” görüşünü dile getirdi.

-“2014 BEKLENMELİDİR”-

MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ise özelleştirmeye karşı olmadıklarını ancak Şeker Fabrikalarının özelleştirmesinin 2014 yılına kadar ertelenmesi gerektiğini kaydetti. Avrupa Birliği Şeker Rejimi Reformunun 2014 yılına kadar devam edeceğini vurgulayan Serdaroğlu “Türkiye bu süreci dikkatle takip edip, Şeker fabrikalarının satışını en azından bu süreç sonuçlanana kadar durdurmalıdır. 1994-1995 yıllarında şeker fabrikalarını özelleştiren Fransa, yeniden fabrikaları kamulaştırmaktadır. Şeker sanayimizin kıymetini bilip dünyadaki gelişmeleri takip etmeliyiz. Ürün çeşitlemesine gidilmeden, çiftçiyi mağdur edecek özelleştirme sakat ve sakıncalı olacaktır. Gelecekte şeker kartellerine muhtaç olmamak için şeker fabrikalarının satışı askıya alınmalı ve hiç olmazsa 2014 yılına kadar beklenmelidir” diye konuştu.

ANKARA (ANKA) – Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin ertelenmesinin sözkonusu olmadığını belirterek, “Türkşeker A.Ş, özelleştirmesi ile şeker sektörünün verimli çalışmasının temini, rekabet edebilir hale getirilmesi ve bu arada ülkemiz insanının daha düşük fiyatla şeker tüketebilmesine imkan verilmesi hedeflenmiştir” dedi.
ÖYK’nın kararı doğrultusunda özelleştirme çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Aksu, bugüne kadar şirkette çalışan 4 bin 611 kişinin sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmesi konusunda ise bir çalışmanın olmadığını bildirdi. Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun Meclis KİT Komisyonu’nda Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilmesiyle ilgili sorduğu sorulara yazılı yanıt verdi. Serdaroğlu’nun mevsimlik işçilerin kadroya alınması ile ilgili bir çalışmanın olup olmadığı yönündeki sorusuna Aksu şu yanıtı verdi:
“Kamu Kurum ve kuruluşlarında çalıştırılmakta olan kampanya ve mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmeleri kanunla düzenlenmektedir. En son olarak kamu kesiminde 2006 yılında 180 gün ve daha fazla süreyle çalıştırılan geçici işçilerin, 2007 yılında sürekli işçi kadrosuna geçirilmeleri gerektiğinden, şirketimizde 4 bin 611 kişi sürekli işçi kadrolarına geçirilmiştir. Bu aşamada şirketimizde çalışan kampanya ve mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmeleri hususunda bir çalışma yapılmamaktadır.”

-“İHALE TEKLİF GELMEDİĞİ İÇİN İPTAL EDİLDİ”-

Serdaroğlu’nun, Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesinin 2014′e kadar ertelenmesinin sözkonusu olup olmadığına ilişkin sorusuna ise Aksu: “Herhangi bir erteleme sözkonusu değil” karşılığını verdi. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 12 Ağustos 2008 tarihli kararı çerçevesinde Şeker Fabrikalarının özelleştirme çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Aksu, özelleştirmenin iki yıl içinde tamamlanması yönünde ÖYK kararı bulunduğunu hatırlattı. İlk olarak Kars, Erciş, Ağrı, Muş ve Erzurum Şeker Fabrikalarının satışı için 24 Eylül 2008′de ilana çıkıldığını ve teklif verme süresinin 27 Kasım 2008 olarak belirlendiğini kaydeden Aksu, teklif gelmemesi nedeniyle ihalenin iptal edildiğini bildirdi. Aksu, “Türkşeker A.Ş özelleştirme çalışmaları ÖYK kararı çerçevesinde devam etmekte olup, ihale hazırlıklarında piyasadaki gelişmeler değerlendirilmektedir” dedi.

-“ÜLKEMİZ İNSANI DÜŞÜK FİYATLA ŞEKER TÜKETEBİLECEK”-

Aksu, Şeker Fabrikalarının özelleştirme stratejisinin Türkiye ve dünya şeker sektöründeki gelişmeler ve diğer ülkelerdeki özelleştirme uygulamaları dikkate alınarak hazırlandığını da vurgulayarak “Türkşeker A. Ş özelleştirmesi ile şeker sektörünün verimli çalışmasının temini ile rekabet edebilir hale getirilmesi ve bu arada ülkemiz insanının daha düşük fiyatla şeker tüketebilmesine imkan verilmesi hedeflenmiştir. Bu yaklaşım ülkemiz milli çıkarlarını her yönüyle koruyan bir yaklaşımdır” görüşünü dile getirdi.

-“2014 BEKLENMELİDİR”-

MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ise özelleştirmeye karşı olmadıklarını ancak Şeker Fabrikalarının özelleştirmesinin 2014 yılına kadar ertelenmesi gerektiğini kaydetti. Avrupa Birliği Şeker Rejimi Reformunun 2014 yılına kadar devam edeceğini vurgulayan Serdaroğlu “Türkiye bu süreci dikkatle takip edip, Şeker fabrikalarının satışını en azından bu süreç sonuçlanana kadar durdurmalıdır. 1994-1995 yıllarında şeker fabrikalarını özelleştiren Fransa, yeniden fabrikaları kamulaştırmaktadır. Şeker sanayimizin kıymetini bilip dünyadaki gelişmeleri takip etmeliyiz. Ürün çeşitlemesine gidilmeden, çiftçiyi mağdur edecek özelleştirme sakat ve sakıncalı olacaktır. Gelecekte şeker kartellerine muhtaç olmamak için şeker fabrikalarının satışı askıya alınmalı ve hiç olmazsa 2014 yılına kadar beklenmelidir” diye konuştu.