Osman Gökçek vuruldu !

25 03 2009
Ankara Gökçek’in oğlunu konuşuyor  
Ankara kulisleri son birkaç gündür şok bir dedikoduyla çalkalanıyor: Ayağından kurşunlanan Melih Gökçek’in oğlu Osman Gökçek Bakü’de tedavi altında tutuluyor. Azerice yayın yapan musavat.com. adlı internet sitesinin gündeme getirdiği iddiaya göre geçen hafta içersinde Osman Gökçek tabancayla ayağından vuruldu.
Seçim kampanyasında ağır bir yara alacağını düşünen Melih Gökçek oğlunu çok gizli bir operasyonla Azerbaycan’a gönderdi ve Osman Gökçek Bakü’de tedavi altına alındı.
GÖKÇEK YALANLADI
 
Melih Gökçek, oğlu Osman Gökçek’in Bakü’de tedavi altında tutulduğuna dair iddiaları yalanladı… Ankara kulisleri birkaç gündür Melih Gökçek’in oğlunun ayağından vurulduğu ve Bakü’de tedavi altında tutulduğu konuşuluyordu. Gökçek olayla ilgili olarak: “Böyle bir olay yok. Azeri sitesine Türkiye’den belli çevreler tarafından servis edildi bu haber… Seçime doğru belden aşağı vurma çabası… Oğlum şu anda Ankara’da yanımda. Hatta iddiaların asılsızlığını ispatlamak için birlikte televizyon kanallarını dolaşıyoruz..” dedi.




“Baykal ve Erdoğan’dan kurtulma zamanı geldi”

22 03 2009

“Baykal ve Erdoğan’dan kurtulma zamanı geldi”

KARABÜK (İHA) – Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Zeki Sezer, Van mitinginin ardından akşam saat 21.00 sıralarında Karabük’e gelerek partisinin Belediye Başkan adayları ile bir araya geldi. Sezer, Baykal’dan da Erdoğan’dan da kurtulma zamanı geldiğini söyledi.
 
Karayolu ile Karabük’e gelen Sezer bir grup partili tarafından kemal oyman mevkiinde karşılandı. Buradan konvoyla büyük kulübe geçen Zeki Sezer, birilerinin dediğinin aksine biz Sivas’ın ötesine gitmiyor değil Türkiye’yi dolaşıyor, Karabük’e de Van’dan geliyorum dedi. Her gün işsizlerin arasına binlerce on binlerce yeni işsiz katılıyor ama bunu algılanmaktan aciz, burnunun bile önünü göremeyen bir Başbakan ve hükümet var diyen Genel Başkan Sezer, “Başbakan, krizden söz edenlere ‘Vatan haini’ diyor.
 
İşsiz sayısı Aralık ayı rakamlarına göre 3 milyon 274 bin kişiye çıkmış. Şimdi krizdeyiz, işsiziz diyen bu milyonlarca kişi vatan haini mi? Yoksul düşmüş yiyeceği ekmeğin derdine düşmüş bu insanlar vatan haini mi? Öyleyse ben de vatan hainiyim. Nazım Hikmet’in dediği gibi yazsınlar manşetlere; ‘Zeki Sezer vatan hainliğine devam ediyor hala.’ Başımızda rekortmen bir hükümet var. Başbakan sesi ondan yüksek çıkıyor. Kırdığı rekoru kimse fark etmesin diye bas bas bağırıyor. Ne rekoru kırdı biliyor musunuz?
 
Cumhuriyet tarihinin işsizlik rekorunu kırdı. Bunu ben söylemiyorum TİK söylüyor. Resmi rakamlar söylüyor. Sesi çok yüksek çıkıyor. Kendisinin dediği gibi bu suçluluk psikolojisinden, memleketi bu hale getirmenin suçluluğuyla bağırdıkça bağırıyor. Güneş balçıkla sıvanamaz. Bu ülkede özelleştirmedik bir şey bırakmadılar. Son olarak Milli Piyango’yu özleştirecekler, krizden çıkacaklar. Herhalde sıra Milli Takım’a geliyor” dedi. Başbakan Erdoğan’ın, “Amerika’da bile işsizlik var” sözlerini eleştiren Sezer, şunları söyledi:
 
“Bu teslimiyet bayrağını çekmiş olması demektir. İşsizlik, yoksulluk kader değil. Biz yatırımları, üretimi artırarak yoksulluğu kader olmaktan çıkaracağız. Dünyanın en güzel ülkesinde yaşıyoruz. En verimli topraklar Anadolu’da, Trakya’da. Bunları değerlendirecek en güzel insanlar Türkiye’de ama bu potansiyelimizi, zenginliğimizi, enerjimizi lafazanlıkla, gevezelikle tüketenler var. Bu ülkenin potansiyelini, enerjisini değerlendirmek yerine bir virüs gibi yoksulluğu derinleştiriyorlar. Çözemezsen
gideceksin, gitmezsen biz göndereceğiz, millet gönderecek.”
 
AK Parti’nin bu aymazlığından, CHP’nin Türkiye’nin önünü tıkamasından ve bu ikisinin kayıkçı kavgasından gölge oyunundan bıkan vatandaşımız gücünü DSP’de birleştiriyor diyen Sezer konuşmasını şöyle sürdürdü:
 
“DSP güçlendikçe halk, dünyada, Türkiye güçlenecek. Çünkü biliyor ki çiftçinin esnafın emeklinin durumu iyileşecek, güler yüzlü hizmet alacak. İktidar o kadar aciz duruma düştüler ki, mitinglere gittikleri yerde yardımları çek olarak yarısını veriyor miting sonrası da diğer yarısını veriyor.”
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal’ı eleştiren Sezer, “Baykal’ın karşısında alternatif olarak gösteriliyor olması Erdoğan’ı ayakta tutuyor. Onun için karşılıklı birbirlerini dengeliyorlar. Esas tehlikenin kendisi için bizden geldiğini görüyor olmalı. Bunlar siyaseti, demokrasiyi olması gerektiği gibi algılamıyorlar. Ama lafla da peynir gemisi yürümüyor. Bizim belli kesimlerimiz AK Parti’nin karşısına inatla temcit pilavı gibi Baykal’ı sundular.
Baykal’ı da görenler almayıp, Erdoğan’ın yanında kaldı. Şimdi herhalde Baykal’dan da Erdoğan’dan da kurtulma zamanı geldi” diye ifade etti.
 
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer Karabük, Safranbolu, Yenice ve Ovacuma Belediye Başkan adaylarına başarılar dileyerek destek istedi. Daha sonra karayolu ile Bartın’a geçen Sezer’in burada konakladıktan sonra Bartın ve Zonguldak mitinglerine katılacağı bildirildi.




Çankaya Belediyesi ölülere bayrak dağıttı

12 03 2009
Çankaya Belediyesi ölülere bayrak dağıttı  

Çankaya Belediye Başkanı Eryılmaz’ın, “Yamyamları doyuramıyorum” dediği ses kaseti üzerine başlatılan soruşturma sonuçlandı. İçişleri Bakanlığı Müfettişleri, “bayrak vurgunu”nu ortaya çıkardı..

Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’ın “Yamyamları doyuramıyorum” isyanını yansıttığı ses kaydı üzerine İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin başlattığı incelemeden, “bayrak vurgunu” çıktı. CHP’li Çankaya Belediyesi 2005 yılında 1.7 milyon lira mal olan 300 bin bayrak alımı için ihale açtı. İhale ilanı ile teknik şartname birbirinden farklı yazılarak adeta adrese teslim yapılıp, belirli bir firmaya verilen ihalede bayrakların fahiş fiyatla alındığı ve 905 bin lira fazla ödeme yapıldığı saptandı. Dağıtıldığı belirtilen bayrakların çoğu ya sahte isimlere ya da ölülere teslim edilmiş gibi gösterildi. Müfettişler raporu “ihaleye fesat karıştırmak” suçlamasıyla savcılığa gönderdi. Eğer dava açılırsa Eryılmaz ve 15 kişi TCK’nın 235′inci maddesi uyarınca 5 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

ADIM ADIM VURGUN

Sabah Gazetesi’nin haberine göre, mülkiye Müfettişleri Ferda İleri, Dr. İbrahim Avcı ve Dr. Mehmet Tanışır’ın 27 Ocak 2009′da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği raporda ihale süreciyle ilgili şu tespitler yapıldı:

* Çankaya Belediyesi Eğitim Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, 2005 yılında terör olayları ve Mersin’de Türk bayrağının yırtılması nedeniyle Çankaya’daki evlere dağıtılmak üzere 300 bin Türk Bayrağı alımı için ihaleye çıktı.

* İhalenin yaklaşık bedeli 1 milyon 740 bin YTL olarak tespit edildi.

* 07 Nisan 2005 tarihli başkanlık oluru ile yapılan ihalede, komisyon üyelerinin en az ikisinin işin uzmanı olması şartına uymadığı belirlendi. nİhale ilanı ile teknik şartnamesinde alımı yapılacak bayrakların türleri farklı yazıldı. İlan metninde bayrakların Alpaka Yünlü Kumaş üzerine yapılacağı belirtilirken, şartnamede % 100 polyester olacağı kaydedildi. Ayrıca, teknik incelemede Alpaka Yünlü Kumaş diye bir yünlü kumaş olmadığı ortaya çıktı. Böylece bazı firmaların teklif vermesi örtülü biçimde engellendi.

* 24.5.2005′te yapılan ihaleye Kafkas Ticaret, Aydoğan Kardeşler Ltd Şti ve Esen Bayrak Ltd. Şti. katıldı. Ancak iki firma “uygun olmayan belge verildiği” gerekçesiyle ihale dışı bırakıldı.

* İhale, 24.06.2005 tarihli ihale komisyon kararı ile 1 milyon 485 bin YTL teklif veren Aydoğan Kardeşler Ltd Şti’nde kaldı. Firma ile 08.07.2005 tarihinde sözleşme yapıldı.

BELGE SAHTE Mİ?

* Firma, iş deneyimini ispatlamak için CHP Genel Saymanlığı’nca düzenlenen 20.05.2005 tarihli ve 1 milyon 100 bin YTL tutarındaki İş Bitirme Belgesi’ni ihale komisyonuna sundu. Komisyon, söz konusu işin yapıldığına dayanak olan faturayı araştırmadan, belgeyi kabul etti. – Müfettişler, kuşkulandıkları iş bitirme belgesinin gerçekliğini araştırmak üzere Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’na yazı yazdı. Yapılan incelemede, Aydoğan Kardeşler firmasının, Vergi Dairesi’ne herhangi bir beyanının bulunmadığı, iş bitirme belgesinin düzenlenmesine esas teşkil eden 19.11.2004-08.03.2005 döneminde KDV matrahlarının sıfır (0) olduğu, yani ticari bir işleminin bulunmadığı anlaşıldı.

* Bu durum, iş bitirme belgesinin sahte olabileceğine ilişkin “ciddi bir karine” teşkil etti. Belgeyi veren Muhasebe Müdürü E. K., CHP yönetimi tarafından görevinden alındı.

* Yüklenici Aydoğan Kardeşler firmasının ihale tarihinde sosyal sigorta prim borcu bulunduğu ve ihaleyi almaması gerektiği belirlendi. Ancak firma, sözleşme imzalanmadan bir gün önce borcunu kapattı.

* Çankaya Belediyesi, aynı yıl (2005) bir başka ihaleyle 10 bin bayrağı tanesi 2,39 YTL’den temin etti. 300 binlik ihalede ise bayrakların tanesi 4,95 YTL’ye mal oldu. Toplamda 2,39 x 300.000=717.000,00 YTL’den alınabilecek bayraklar, 4,95 x 300.000 = 1.485.000,00 (artı KDV) üzerinden alındı. Böylece KDV ile birlikte 905.940,00 YTL belediyenin kasasından fazladan çıktı.

* Yüklenici firma, 02.08.2005 tarihinde malın kabulünü istedi, aynı gün başkanlık onayı ile bayrakları kabul edecek personel belirlendi. Bayrakların tamamı görülmeden, örnek bir koli içindeki bayraklara bakıldı. Tüm bayraklar teslim alınmış gibi tutanak hazırlandı.

* Aydoğan Kardeşler, 300 bin bayrağın Aycan İnşaat ve Zümre İnşaat adlı firmalardan alındığına ilişkin faturaları ihale komisyonuna sundu. Ancak, bu firmaların verdiği faturaların sahte olduğu tespit edildi.

* Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 20.01.2009 tarihli yazısıyla, yüklenici firmanın bilinen adreslerinde bulunmadığı anlaşıldı. Şirketin işlemlerini takip eden Muharrem Aydoğan, “Resmi ortağı olmadığını, şirketin kapandığını; şirket sahibi olan ağabeyinin iletişim bilgisinin kendisinde olmadığını” söyledi.

112 BİN KİŞİYE BAYRAK

* İhale şartnamesinde, “300 bin adet bayrağın Çankaya’daki evlere yüklenici tarafından dağıtılacağı” hükmü yer alıyordu. Aydoğan Kardeşler Ltd Şti., 112 bin kişiye 280 bin bayrağın dağıtıldığına ilişkin adres bilgileri ve imzaları belediyeye verdi. Müfettişler, listelere çıplak gözle bakıldığında bile bazı imzaların aynı kişi tarafından atılmış olduğunu belirledi.

* Emniyetin araştırmasında, bayrak verildiği belirtilen bazı isimlerin mahalle kayıtlarına rastlanmadı. Bazı isimler ise yıllar önce ölmüştü. Çok sayıda kişi de hiç bayrak almadıklarını beyan etti.

* Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yapacağı soruşturma sonunda dava açılırsa, Eryılmaz ve 15 kişi 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.





Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor

7 03 2009
Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor  
ANKARA (ANKA) – Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin ertelenmesinin sözkonusu olmadığını belirterek, “Türkşeker A.Ş, özelleştirmesi ile şeker sektörünün verimli çalışmasının temini, rekabet edebilir hale getirilmesi ve bu arada ülkemiz insanının daha düşük fiyatla şeker tüketebilmesine imkan verilmesi hedeflenmiştir” dedi.
ÖYK’nın kararı doğrultusunda özelleştirme çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Aksu, bugüne kadar şirkette çalışan 4 bin 611 kişinin sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmesi konusunda ise bir çalışmanın olmadığını bildirdi. Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun Meclis KİT Komisyonu’nda Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilmesiyle ilgili sorduğu sorulara yazılı yanıt verdi. Serdaroğlu’nun mevsimlik işçilerin kadroya alınması ile ilgili bir çalışmanın olup olmadığı yönündeki sorusuna Aksu şu yanıtı verdi:
“Kamu Kurum ve kuruluşlarında çalıştırılmakta olan kampanya ve mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmeleri kanunla düzenlenmektedir. En son olarak kamu kesiminde 2006 yılında 180 gün ve daha fazla süreyle çalıştırılan geçici işçilerin, 2007 yılında sürekli işçi kadrosuna geçirilmeleri gerektiğinden, şirketimizde 4 bin 611 kişi sürekli işçi kadrolarına geçirilmiştir. Bu aşamada şirketimizde çalışan kampanya ve mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmeleri hususunda bir çalışma yapılmamaktadır.”

-“İHALE TEKLİF GELMEDİĞİ İÇİN İPTAL EDİLDİ”-

Serdaroğlu’nun, Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesinin 2014′e kadar ertelenmesinin sözkonusu olup olmadığına ilişkin sorusuna ise Aksu: “Herhangi bir erteleme sözkonusu değil” karşılığını verdi. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 12 Ağustos 2008 tarihli kararı çerçevesinde Şeker Fabrikalarının özelleştirme çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Aksu, özelleştirmenin iki yıl içinde tamamlanması yönünde ÖYK kararı bulunduğunu hatırlattı. İlk olarak Kars, Erciş, Ağrı, Muş ve Erzurum Şeker Fabrikalarının satışı için 24 Eylül 2008′de ilana çıkıldığını ve teklif verme süresinin 27 Kasım 2008 olarak belirlendiğini kaydeden Aksu, teklif gelmemesi nedeniyle ihalenin iptal edildiğini bildirdi. Aksu, “Türkşeker A.Ş özelleştirme çalışmaları ÖYK kararı çerçevesinde devam etmekte olup, ihale hazırlıklarında piyasadaki gelişmeler değerlendirilmektedir” dedi.

-“ÜLKEMİZ İNSANI DÜŞÜK FİYATLA ŞEKER TÜKETEBİLECEK”-

Aksu, Şeker Fabrikalarının özelleştirme stratejisinin Türkiye ve dünya şeker sektöründeki gelişmeler ve diğer ülkelerdeki özelleştirme uygulamaları dikkate alınarak hazırlandığını da vurgulayarak “Türkşeker A. Ş özelleştirmesi ile şeker sektörünün verimli çalışmasının temini ile rekabet edebilir hale getirilmesi ve bu arada ülkemiz insanının daha düşük fiyatla şeker tüketebilmesine imkan verilmesi hedeflenmiştir. Bu yaklaşım ülkemiz milli çıkarlarını her yönüyle koruyan bir yaklaşımdır” görüşünü dile getirdi.

-“2014 BEKLENMELİDİR”-

MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ise özelleştirmeye karşı olmadıklarını ancak Şeker Fabrikalarının özelleştirmesinin 2014 yılına kadar ertelenmesi gerektiğini kaydetti. Avrupa Birliği Şeker Rejimi Reformunun 2014 yılına kadar devam edeceğini vurgulayan Serdaroğlu “Türkiye bu süreci dikkatle takip edip, Şeker fabrikalarının satışını en azından bu süreç sonuçlanana kadar durdurmalıdır. 1994-1995 yıllarında şeker fabrikalarını özelleştiren Fransa, yeniden fabrikaları kamulaştırmaktadır. Şeker sanayimizin kıymetini bilip dünyadaki gelişmeleri takip etmeliyiz. Ürün çeşitlemesine gidilmeden, çiftçiyi mağdur edecek özelleştirme sakat ve sakıncalı olacaktır. Gelecekte şeker kartellerine muhtaç olmamak için şeker fabrikalarının satışı askıya alınmalı ve hiç olmazsa 2014 yılına kadar beklenmelidir” diye konuştu.

ANKARA (ANKA) – Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin ertelenmesinin sözkonusu olmadığını belirterek, “Türkşeker A.Ş, özelleştirmesi ile şeker sektörünün verimli çalışmasının temini, rekabet edebilir hale getirilmesi ve bu arada ülkemiz insanının daha düşük fiyatla şeker tüketebilmesine imkan verilmesi hedeflenmiştir” dedi.
ÖYK’nın kararı doğrultusunda özelleştirme çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Aksu, bugüne kadar şirkette çalışan 4 bin 611 kişinin sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmesi konusunda ise bir çalışmanın olmadığını bildirdi. Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun Meclis KİT Komisyonu’nda Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilmesiyle ilgili sorduğu sorulara yazılı yanıt verdi. Serdaroğlu’nun mevsimlik işçilerin kadroya alınması ile ilgili bir çalışmanın olup olmadığı yönündeki sorusuna Aksu şu yanıtı verdi:
“Kamu Kurum ve kuruluşlarında çalıştırılmakta olan kampanya ve mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmeleri kanunla düzenlenmektedir. En son olarak kamu kesiminde 2006 yılında 180 gün ve daha fazla süreyle çalıştırılan geçici işçilerin, 2007 yılında sürekli işçi kadrosuna geçirilmeleri gerektiğinden, şirketimizde 4 bin 611 kişi sürekli işçi kadrolarına geçirilmiştir. Bu aşamada şirketimizde çalışan kampanya ve mevsimlik işçilerin daimi işçi kadrolarına geçirilmeleri hususunda bir çalışma yapılmamaktadır.”

-“İHALE TEKLİF GELMEDİĞİ İÇİN İPTAL EDİLDİ”-

Serdaroğlu’nun, Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesinin 2014′e kadar ertelenmesinin sözkonusu olup olmadığına ilişkin sorusuna ise Aksu: “Herhangi bir erteleme sözkonusu değil” karşılığını verdi. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 12 Ağustos 2008 tarihli kararı çerçevesinde Şeker Fabrikalarının özelleştirme çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Aksu, özelleştirmenin iki yıl içinde tamamlanması yönünde ÖYK kararı bulunduğunu hatırlattı. İlk olarak Kars, Erciş, Ağrı, Muş ve Erzurum Şeker Fabrikalarının satışı için 24 Eylül 2008′de ilana çıkıldığını ve teklif verme süresinin 27 Kasım 2008 olarak belirlendiğini kaydeden Aksu, teklif gelmemesi nedeniyle ihalenin iptal edildiğini bildirdi. Aksu, “Türkşeker A.Ş özelleştirme çalışmaları ÖYK kararı çerçevesinde devam etmekte olup, ihale hazırlıklarında piyasadaki gelişmeler değerlendirilmektedir” dedi.

-“ÜLKEMİZ İNSANI DÜŞÜK FİYATLA ŞEKER TÜKETEBİLECEK”-

Aksu, Şeker Fabrikalarının özelleştirme stratejisinin Türkiye ve dünya şeker sektöründeki gelişmeler ve diğer ülkelerdeki özelleştirme uygulamaları dikkate alınarak hazırlandığını da vurgulayarak “Türkşeker A. Ş özelleştirmesi ile şeker sektörünün verimli çalışmasının temini ile rekabet edebilir hale getirilmesi ve bu arada ülkemiz insanının daha düşük fiyatla şeker tüketebilmesine imkan verilmesi hedeflenmiştir. Bu yaklaşım ülkemiz milli çıkarlarını her yönüyle koruyan bir yaklaşımdır” görüşünü dile getirdi.

-“2014 BEKLENMELİDİR”-

MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ise özelleştirmeye karşı olmadıklarını ancak Şeker Fabrikalarının özelleştirmesinin 2014 yılına kadar ertelenmesi gerektiğini kaydetti. Avrupa Birliği Şeker Rejimi Reformunun 2014 yılına kadar devam edeceğini vurgulayan Serdaroğlu “Türkiye bu süreci dikkatle takip edip, Şeker fabrikalarının satışını en azından bu süreç sonuçlanana kadar durdurmalıdır. 1994-1995 yıllarında şeker fabrikalarını özelleştiren Fransa, yeniden fabrikaları kamulaştırmaktadır. Şeker sanayimizin kıymetini bilip dünyadaki gelişmeleri takip etmeliyiz. Ürün çeşitlemesine gidilmeden, çiftçiyi mağdur edecek özelleştirme sakat ve sakıncalı olacaktır. Gelecekte şeker kartellerine muhtaç olmamak için şeker fabrikalarının satışı askıya alınmalı ve hiç olmazsa 2014 yılına kadar beklenmelidir” diye konuştu.





Cezaevlerinde Kürtçe için tüzük tasarısı

2 03 2009
Cezaevlerinde Kürtçe için tüzük tasarısı  
ANKARA (ANKA) – Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, cezaevlerinde telefonda Kürtçe konuşma yasağının kaldırılması için hazırlanan tüzük tasarısının 11 Şubat 2009′da Başbakanlığa sunulduğunu bildirdi. Tüzük tasarına göre, hükümlünün kendisinin ya da konuşacağı kişinin Türkçe bilmediğini beyan etmesi yeterli olacak. Konuşmalar ise eskiden olduğu gibi kayda alınacak. Kayda alınacak konuşmaların suç teşkil etme ihtimali olan faaliyetler için kullanıldığının anlaşılması durumunda da hükümlünün bir daha aynı kişiyle Türkçe’den başka bir dille konuşmasına izin verilmeyecek.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin DTP Şırnak Milletvekili İbrahim Binici’nin cezaevlerindeki Kürtçe yasağına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Daha önce Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne talimat vererek, cezaevindeki telefon görüşmelerinde Türkçe dışında bir dilin kullanılmasını şarta bağlayan düzenlemenin değiştirilmesi talimatı veren Bakan Şahin, soru önergesine verdiği yanıtta da “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzükte Değişiklik Yapılmasına Dair Tüzük Tasarısı”nın 11 Şubat 2009 tarihi itibariyle Başbakanlığa sunulduğunu bildirdi.

“HÜKÜMLÜNÜN BEYANI YETERLİ OLACAK”

Şahin, mevcut tüzükte ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin telefonla görüşmelerini Türkçe yapmaları ancak hükümlülerin ya da görüşeceği kişinin mahallinde yaptırılacak araştırma ile Türkçe bilmediğinin tespit edilmesi durumunda, Türkçe’nin dışında bir başka dille konuşma yapılmasına izin verileceğinin hüküm altına alındığını söyledi. Bakan Şahin Başbakanlığa sunulan tüzük tasarısı hakkında ise şu bilgileri verdi:
“Uygulamada hükümlülerin telefonla görüşme yapacağı kişilerin Türkçe bilip bilmediğinin tespitinde bir kısım sorunlar yaşandığı göz önünde bulundurularak, yapılan değişiklikle bu kişilerin Türkçe bilip bilmediği konusunda hükümlülerin beyanının esas alınması yeterli görülmektedir. Buna göre hükümlünün telefonla görüşeceği kişinin Türkçe bilip bilmediğinin kolluk tarafından araştırılmasına gerek kalmamaktadır.”

-“KONUŞMALAR YİNE KAYDEDİLECEK”-

Şahin Türkçe dışındaki dillerde yapılan görüşmelerin kayıt altına alınması uygulamasına ise devam edileceğini bildirdi. Şahin, Başbakanlığa sunulan tüzük tasarısında, “Konuşma kayıtlarının incelenmesi sonucu konuşmanın suç teşkil etme ihtimali olan faaliyetler için kullanıldığının anlaşılması durumunda hükümlünün bir daha aynı kişi ile Türkçe’den başka bir dille konuşmasına izin verilmeyeceğine” ilişkin hükmün korunduğunu da ifade etti.

ANKARA (ANKA) – Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, cezaevlerinde telefonda Kürtçe konuşma yasağının kaldırılması için hazırlanan tüzük tasarısının 11 Şubat 2009′da Başbakanlığa sunulduğunu bildirdi. Tüzük tasarına göre, hükümlünün kendisinin ya da konuşacağı kişinin Türkçe bilmediğini beyan etmesi yeterli olacak. Konuşmalar ise eskiden olduğu gibi kayda alınacak. Kayda alınacak konuşmaların suç teşkil etme ihtimali olan faaliyetler için kullanıldığının anlaşılması durumunda da hükümlünün bir daha aynı kişiyle Türkçe’den başka bir dille konuşmasına izin verilmeyecek.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin DTP Şırnak Milletvekili İbrahim Binici’nin cezaevlerindeki Kürtçe yasağına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Daha önce Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne talimat vererek, cezaevindeki telefon görüşmelerinde Türkçe dışında bir dilin kullanılmasını şarta bağlayan düzenlemenin değiştirilmesi talimatı veren Bakan Şahin, soru önergesine verdiği yanıtta da “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzükte Değişiklik Yapılmasına Dair Tüzük Tasarısı”nın 11 Şubat 2009 tarihi itibariyle Başbakanlığa sunulduğunu bildirdi.

“HÜKÜMLÜNÜN BEYANI YETERLİ OLACAK”

Şahin, mevcut tüzükte ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin telefonla görüşmelerini Türkçe yapmaları ancak hükümlülerin ya da görüşeceği kişinin mahallinde yaptırılacak araştırma ile Türkçe bilmediğinin tespit edilmesi durumunda, Türkçe’nin dışında bir başka dille konuşma yapılmasına izin verileceğinin hüküm altına alındığını söyledi. Bakan Şahin Başbakanlığa sunulan tüzük tasarısı hakkında ise şu bilgileri verdi:
“Uygulamada hükümlülerin telefonla görüşme yapacağı kişilerin Türkçe bilip bilmediğinin tespitinde bir kısım sorunlar yaşandığı göz önünde bulundurularak, yapılan değişiklikle bu kişilerin Türkçe bilip bilmediği konusunda hükümlülerin beyanının esas alınması yeterli görülmektedir. Buna göre hükümlünün telefonla görüşeceği kişinin Türkçe bilip bilmediğinin kolluk tarafından araştırılmasına gerek kalmamaktadır.”

-“KONUŞMALAR YİNE KAYDEDİLECEK”-

Şahin Türkçe dışındaki dillerde yapılan görüşmelerin kayıt altına alınması uygulamasına ise devam edileceğini bildirdi. Şahin, Başbakanlığa sunulan tüzük tasarısında, “Konuşma kayıtlarının incelenmesi sonucu konuşmanın suç teşkil etme ihtimali olan faaliyetler için kullanıldığının anlaşılması durumunda hükümlünün bir daha aynı kişi ile Türkçe’den başka bir dille konuşmasına izin verilmeyeceğine” ilişkin hükmün korunduğunu da ifade etti.





DTP’li Halis’in sözleri şoke etti

1 03 2009
DTP’li Halis’in sözleri şoke etti  
Tunceli DTP Milletvekili Şerafettin Halis, devletin PKK ve Öcalan ile masaya oturmasını önerdi.
 
Belediye Yeraltı Çarşısı üzerindeki Rüyam Cafe‘de düzenlenen seçim irtibat bürosunun açılışına, DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, DTP Tunceli Belediye Başkan Adayı Edibe Şahin, Emek Partisi İl Başkanı Hüseyin Tunç katıldılar.

Açılış konuşmasını yapan DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, son yıllarda yapılan Alevi katliamlarını unutmak mümkün olmadığını, Hükümetin Alevi açılımı diye Alevileri bölmeye çalıştığını belirttikten sonra “Kürt sorununu demokratik çözümünün olmazsa olmazı, TRT 6′i bize çözüm olarak sunarken, TRT 6 için mücadele eden Kürt dinamiklerini, yani PKK’yi, yani PKK’nin lideri Sayın Öcalan’ı muhatap almazsanız, bu sorun çözülmez. Eğer sorunu gerçekten çözmek istiyorsanız, akılcı yolla, akılcı bir yöntemle masaya oturmak sizin olmazsa olmaz hedefinizdir” dedi.
Alandakiler bu sözleri, “Dişe diş, kana kan seninleyiz Öcalan” sloganları ile karşıladılar. Daha sonra yerel seçimlerde DTP’ye destek veren grupların temsilcileri ile belediye başkan adayı birer konuşma yaptılar.
Halis, konuşması ardından, DTP Tunceli Belediye Başkan Adayı Edibe Şahin’i, belediye meclis ve il genel meclisi adaylarını halka tanıttı. Şarkılar eşliğinde halayların çekilmesiyle tören sona erdi.
İHA