Travesti Öykü’nün Öcalan Aşkı

29 11 2009

Ergenekon sanıklarıyla aynı hücredeydi…’Beni İmralı’ya gönderin’ dedi…

Bursa’da fuhuş çetesi kurduğu iddiasıyla hakkında 3 bin yıla kadar hapsi istendiği davadan, 27 ay sonra tahliye edilen Gökkuşağı Derneği Başkanı travesti Öykü Özen, cezaevi anılarını anlattı. İmralı’da yatan Abdullah Öcalan’ın yanına gitmek için Adalet Bakanlığı’na müracaat ettiğini söyleyen Öykü Özen Bakırköy Cezaevi’nde Ergenekon sanıklarıyla birlikte kaldığını ifade ederek, “Normalde olsa cezaevine girdiğim için utanırdım. Ama tüm paşalar, profesörler cezaevine girdi. Bu dönemde cezaevine girmek prestij meselesi” dedi.
Bursa’da fuhuş çetesi kurduğu iddiasıyla 3 bin yıla kadar hapsi istendiği davadan tahliye edilen Gökkuşağı Derneği Başkanı travesti Öykü Özen (38) cezaevi anılarını anlattı.Tutuklandıktan sonra kadın mı? erkek mi? koğuşunda kalacağı tartışmaları Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nde son bulan Özen, cezaevinde, Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenoğlu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Prof. Dr. Ayşe Yüksel ve ünlü sanatçı Deniz Seki ile birlikte kaldığını hatırlatarak, “”Bu insanlarla tanıştım. Zaten dışarıda olsam sanırım bu kez de beni Ergenekon’dan alırlardı” diye konuştu.

“TERÖRİST BAŞI ÖCALAN’IN KALDIĞI İMRALI’YA GİTMEK İÇİN BAKANLIĞA BAŞVURDUM”

Türkiye’nin en büyük suçlusu olan terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın yanında gitmek için Adalet Bakanlığı’na müracaatta bulunduğunu anlatan Öykü Özen, “Fakat bakanlıktan sanırım ben kadın olduğum için bir cevap gelmedi. Benim oraya gitmem doğru değildi ama hakkımda 3 bin yıla kadar hapis, 89 milyon TL para cezası istenince yerimin orası olacağını düşündüm” dedi.

“CEZAEVİNDE OLMAK PRESTİJ MESELESİ”

Cezaevinde olmanın prestij meselesi haline geldiğini kaydeden Öykü Özen, “Bugün, doktorundan rektörüne, sanatçısından paşasına kadar herkes cezaevinde. Artık cezaevine girmek o kadar doğal ki, sanki lisans üstü yapmak gibi bir şey. Cezaevine girmeyeni adeta erkekten saymıyorlar. Gerçi eskiden olsa cezaevine girmek ayıplanırdı. Şimdi ise bunu kafama takmıyorum. Çünkü ben yanlış bir şey yapmadım. Hem artık dışarıda olmak daha da zor. Cezaevinde daha çok boş zamanım oldu. Üniversiteyi kazandım. 10 ayrı kursa katılıp sertifikalarımı aldım. Kollarım meslek bilezikleriyle doldu. Düğünümde bile bu kadar fazla bilezik takılmamıştı. Ben içerideyken de özgür olduğum zamanlardaki gibiydim. Haksızlıkların her zaman karşısında durdum. Kaldığım koğuşun ağalığını yapıyordum. Bu davadan beraat edeceğime de inanıyorum” diye konuştu.

“KADINLAR ERKEKLERDEN DAHA ÇAPKIN ÇIKTI”

Cezaevinde kadınlarla 24 saat boyunca aynı koğuşu paylaştığını ifade eden Öykü, bayanlar hakkında şaşırtıcı tespitlerde bulunduğunu dile getirdi. Bunun çok farklı bir duygu olduğunu belirten Özen, “Erkeklikten kadınlığa geçiş yapan biri olarak kadınları kafamdan daha farklı bir yerde görüyordum. Ama kadınların erkeklerden daha çapkın olduklarını gördüm. Ve cezaevinde bu kadar fazla lezbiyen olduğunu görünce çok şaşırdım. Bu kadarını tahmin etmemiştim. Hepsiyle can ciğer arkadaş olduk. Hepsi tahliye olduktan sonra derneğimize üye olacaklar. Yani içeride de verimli olarak çalışmaya mücadelemi sürdürmeye devam ettim” diye konuştu.

“ANNE OLMAK İSTİYORUM”

Tutuklanıp cezaevine giderken tarih yazdığını söylediğini hatırlatan travesti Öykü Özen konuşmasını şöyle devam ettirdi.

“Tarih yazmaya da devam ediyorum. Meyve veren ağaç elbette taşlanır. Yaptığım şey basit bir şey değil. Ben Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre resmen kadınım. Cinsiyet değiştirmem Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla oldu. Ege Üniversitesi’nde geçirdiğim ameliyatla kadın oldum. Pembe kimliğimi aldım. Osmangazi Belediyesi tarafından da eşimle nikah kıyarak evlendim. Eşimle beraber ve çok mutluyum. Bir de çocuk istiyorum. Kiralık anne yada evlat edinmek istiyorum. Zaten doğurmak değil yetiştirmek önemlidir”.

ÖYKÜNÜN ÖYKÜSÜ KİTAP OLUYOR

İş-Kur’a müracaat edeceğini söyleyen Özen, “Bir işkadını olmak istiyorum. Çalışmayı düşünüyorum. Benim ideallerim var. Benim kimliğimde gerçekten zor durumda olan insanlara bir şeyler yapmam gerek. Bu sıkıntıyı yaşayan, açılamayıp içine kapanık olan gençlere, kötü yola düşen insanlara faydalı şeyler yapmak istiyorum. Bizim gibi insanlar İş-Kur’a müracaat ediyor, ama iş bulamıyor. İnsanlar fuhuş yapmaya mecbur kalıyor. Onları toplum, devlet dışlıyor. Bu insanlar ne yapsın ki? Bu insanlara iş imkanı sağlanmalı. Ben bu yolda yürüyen biri olarak bu insanların kazanılması gerektiğini düşünüyorum. Bun insanlar desteklenmeli fuhuştan uzaklaştırılmalıdır. Ben de bu sıkıntıları yaşadım. Onların sıkıntılarını biliyor, yaşıyorum. Hayatımı bir kitap haline getirmeye başladım. Dönüşümüm ve bu kimliğimle alakalı her şeyi kaleme alıyorum. ‘Öykü’nün Dönüşümü’ kitap oluyor. Cezaevindeyken kazandığım üniversitemi bitirip hayatın içinde var olmayı düşünüyorum” dedi.

Cezaevinde çektirdiği fotoğraflarını gösteren Özen, Hüseyin Üzmez’in cinsel istismarına maruz kaldığı iddia edilen 14 yaşındaki B.Ç.’nin aynı davada sanık olarak yargılanıp beraat eden annesi L.Ç. ile tanışıp birlikte fotoğraf çektirdiklerini de sözlerine ekledi.

kanaldhaber





Amerika’dan Gül’e LGBTT dernekleri için Mektup

27 11 2009

ABD’de faaliyet gösteren ve kısa adı IGLHRC olan Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ne açılan kapatma davasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mektup yazdı.

IGLHRC Yönetim Kurulu Başkanı Cary Johnson imzasıyla kaleme alınan mektupta, daha önce aynı gerekçeyle Kaos GL ve Pembe Hayat derneklerinin kapatılma taleplerinin reddedilmesi ve Yargıtay’ın, yine aynı gerekçeyle kapatılmak istenen Lambdaistanbul kararı hatırlatılıyor. 

Yargıtay, Lambdaistanbul kararında, yerel mahkemenin kararını bozma gerekçesi olarak “LGBTT bireylerin dayanışma amacı ile dernek kurmasına engel bir durum bulunmadığını; sonuç olarak, davalı derneğin amacının yasadışı ve ahlaksız olmadığını” belirtmişti.
 
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği de “genel ahlak” ve “Türk aile yapısı” gerekçe gösterilerek kapatılmak isteniyor.
 
IGLHRC’nin Cumhurbaşkanı Gül’e gönderdiği, 20 Kasım tarihli mektubun tam metni şöyle:
 
“Ekselânsları, 
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu (IGLHRC) adına; Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olduğunuzdan, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin kapatılması talebi ve Türkiye’deki LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel)  bireylerin örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik girişimler hakkında bilgi almak için size yazıyorum.
Belki haberiniz vardır; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 16 Ekim 2009 tarihinde Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ne kuruluş tüzüğünün 2.maddesinin genel ahlaka ve Türk aile yapısına aykırı olduğu gerekçesiyle dava açtı. Dernek, Türkiye’de aynı gerekçelerle kapatılması talep edilen dördüncü LGBTT derneğidir; Ankara’da, Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT derneklerinin itirazları haklı bulunup davaları düşürülürken, bir diğer LGBTT derneği olan Lambdaistanbul’un kapatılması yönündeki yerel mahkemenin kararı ise Yargıtay tarafından bozulmuştur. Yargıtay, bu hükmünün gerekçesi olarak “LGBTT bireylerin dayanışma amacı ile dernek kurmasına engel bir durum bulunmadığını; sonuç olarak, davalı derneğin amacının yasadışı ve ahlaksız olmadığını” belirtmiştir.
 
Bu karar, söz konusu ikinci maddenin ve LGBTT örgütlerinin amaçlarının, bu grupların örgütlenme özgürlüğüne gerekçe olarak gösterilen “genel ahlak”a aykırı olmadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle Türk Hükümeti’nden ricamız SiyahPembeÜçgenİzmir Derneği’ne yönelik tüm suçlamaları düşürmesi ve sivil toplumun değerli bir üyesi olan derneğin yasal kayıt altına alınma sürecinin hızlandırılmasıdır.
 
Türkiye Anayasası’na göre “herkes kanun önünde hiçbir fark gözetilmeksizin eşittir” (Madde 10), ve “herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir” (Madde 33). Ayrıca, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR) uyarınca, Türkiye örgütlenme özgürlüğünü (Madde 22) ve kanun önünde eşitliği (Madde 26) koruma altında tutmakla yükümlüdür.
 
Toonen-Australya davasında; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, ICCPR’nin 2. ve 26.maddesi ile korunan statüler arasında cinsel yönelimin de yer aldığını onaylamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de; devletler için cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının önlenmesi çağrısında bulundu. 
 
Türkiye’deki LGBTT bireylerin yüzyüze kaldığı, tekrar eden bu yasal sorunları da gözeterek; biz de Anayasa’nın eşitlik maddesine “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesini isteyen Türkiye’deki LGBTT örgütlerinin bu isteklerini bir defa daha yineliyoruz. Böyle bir değişiklik, LGBTT örgütleri için mevcut hukuki uygulamaların iyileştirilmesini ve tüm LGBTT bireylerin yasalar önünde eşit korunma hakkına erişebilmelerini sağlayacaktır. Portekiz, İsveç, İsviçre, Güney Afrika, Ekvator ve Fiji de dâhil olmak üzere bir dizi ülke bu tür koruyucu yasaları kabul ettiler. Söz konusu bu yasal değişiklikler, özellikle Türkiye’de olduğu gibi net tanımlanmayan ve geniş ele alınarak her türlü yoruma açık bırakılan, LGBTT bireylerin yasalarca garanti altına alınmış haklarını kullanmaları önünde de engel teşkil eden “genel ahlak” vb ibarelere karşı oldukça etkili olacaktır. 
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği gibi örgütler, ülkelerindeki sivil toplum alanında değerli bir sosyal ve politik rol oynamaktadırlar ve yasal zorluklar bu önemli rollerini yerine getirmelerini engellemektedir. Bu nedenle, saygılarımızı sunarak sizden Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin kapatılması talebini araştırmanızı ve LGBTT bireylerin, Türkiye Anayasası tarafından sağlanan tüm vatandaşlık haklarından eşit bir şekilde yararlanmasının yolunu açmanızı istiyoruz.”
 
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderdiği mektubu, bilgilendirmek üzere ayrıca şu isimlere de iletti:
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Ekselânsları Recep Tayyip Erdoğan
İnsan Hakları Komisyonu Değerli Üyeleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Değerli Üyeleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Değerli İzmir Milletvekilleri
Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Dernekler Daire Başkanlığı
İzmir Valisi, Ekselânsları Mustafa Cahit Kıraç
İzmir İl Dernekler Müdürlüğü
Avrupa Birliği Başkanlığı, İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt
Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi, Ekselânsları Olli Rehn
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Ekselânsları Thomas Hammarberg
Türkiye Cumhuriyeti ABD Büyükelçisi, Ekselânsları James F. Jeffrey (AE)
Kaos GL




TSK’DAN TARAF’A SUÇ DUYURUSU

20 11 2009

Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, ”Poyrazköy Soruşturması” ile ilgili dün bir haber yayımlayan yayın organı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu bildirdi.

Tümgeneral Güler, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’ndaki haftalık basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Basında yer alan ”üçüncü ihbar mektubu” ile ilgili sorular üzerine Tümgeneral Güler, bu konuda 17 Kasımda yaptıkları açıklamada tüm cevapların bulunduğunu belirterek, ”Bunlara ilave edeceğimiz yeni bir şey yok” dedi.

Poyrazköy Soruşturması ile ilgili dün bir gazetede yer alan iddianın hatırlatılması üzerine Tümgeneral Güler, ”Poyrazköy soruşturması ile ilgili olarak Başbakanlık tarafından dün yapılan açıklama vardır. Ayrıca söz konusu yayın organı hakkında Adalet Bakanlığına suç duyurusunda bulunulmuştur” diye konuştu.

-”9 TERÖRİSTİN 8′İ SERBEST”-

Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak da iç güvenlik olayları hakkında bilgi verdi.

Tuğgeneral Gürak, geçen hafta yapılan toplantıda toplam dokuz bölücü terör örgütü mensubunun, Şırnak’ın Silopi ilçesinde güvenlik kuvvetlerine teslim olduğunun belirtildiğini hatırlatarak, ”Teslim olan dokuz bölücü terör örgütü mensubunun sekizi serbest bırakılmış, biri tutuklanmıştır. Geçen hafta yakalandığını açıkladığımız beş bölücü terör örgütü mensubu ise adli makamlar tarafından tutuklanmıştır” dedi.

Geçen hafta ise üç bölücü terör örgütü mensubunun yakalandığını bildiren Tuğgeneral Gürak, 13 Kasımda Erzurum’un Karayazı ilçesinde bir teröristin yakalandığını ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını kaydetti.

Tuğgeneral Gürak, ayrıca, 15 Kasımda Adana’nın Ceyhan ilçesinde, 17 Kasımda Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde iki teröristin yakalandığını ve adli makamlarca tutuklandığını belirtti.

Geçen hafta, çeşitli çap ve cinste mühimmat ile bol miktarda yaşam malzemesi de ele geçirildiğini ifade eden Tuğgeneral Gürak, Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) tarafından, dönem içinde 6 arama kurtarma faaliyeti yapıldığını, 67 kişinin sağ olarak kurtarıldığını, 2 kişinin ölü olarak bulunduğunu bildirdi.

Tuğgeneral Gürak, ayrıca, 16 Kasım 2009 tarihinde, Muş’un Üçevler köyünde rahatsızlanan bir bebeğin, durumunun ağırlaşması üzerine, askeri bir helikopter ile Muş’a nakledildiğini söyledi.

-ORGENERAL BAŞBUĞ’A ZİYARET-

Tuğgeneral Gürak, Mısır Arap Cumhuriyeti Savunma Bakanı Mareşal Hüseyin Tantavi’nin, 18 Kasımda Orgeneral İlker Başbuğ’a yaptığı ziyaret esnasında, iki ülkeyi ilgilendiren askeri işbirliği konularının görüşüldüğünü ve iki ülke arasında askeri işbirliğinin geliştirilmesine esas teşkil edecek bir mutabakat muhtırası imzalandığını hatırlattı.

Orgeneral Başbuğ’un 12-15 Ekim tarihleri arasında Pakistan’a yaptığı resmi ziyarette, Mingora şehrindeki okullara yardım yapılmasının gündeme geldiğini belirten Tuğgeneral Gürak, yardımların bugün, TSK’ya ait iki kargo uçağı ile Chaklala Hava Üssüne, Genelkurmay Başkanlığını temsilen bir heyetle beraber gönderileceğini söyledi.

Tuğgeneral Gürak, ”Yardımlar, 25 Kasım 2009 tarihinde, İslamabad Büyükelçimiz, Silahlı Kuvvetler Ataşemiz, Pakistanlı sivil ve askeri yetkililerin katılımı ile Mingora şehrinde, ilgili okullara teslim edilecektir” dedi.

Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı nedeniyle basın toplantısının yapılmayacağını da bildiren Tuğgeneral Gürak, ”Bu bayramda da vatandaşlarımızın huzuru ve güvenliği için Türk Silahlı Kuvvetleri, vatanımızın her tarafında nöbette ve görevde olacaktır” diye konuştu.

AA





Ben tükürdüğümü yalamam

7 11 2009

Başbakan Erdoğan net konuştu: “2011′de son milletvekilliği adaylığım olacak”

erdo20113

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2011 yılında yapılacak seçimde milletvekilliğine son kez adaylığını koyacağını söyledi. “Ben tükürdüğümü yalamam” diyen Erdoğan, “Gereğini yaparım, birileri gibi orada çakılıp kalmam.” dedi. Erdoğan, “Millete hizmet etmek sadece politikada olmuyor. Vakfın başına geçersiniz oradan da hizmet edersiniz. Yapılır bunlar yapılmaz diye bir şey yok. Dünyada bunun örnekleri var mı var. Ne yazık ki bizde yok. Bakıyorusunuz, kıyıda köşede rahat durmuyorlar.” şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan eşi Emine Erdoğan ile birlikte İstanbul Turizm Ödülleri törenine katıldı. İstanbul Kongre Merkezi’ndeki törene Erdoğan’ın yanısıra Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul Valisi Muammer Güler, İBB Başkanı Kadir Topbaş ve turizm sektörü temsilcileri katıldı. Törende, ”Etkinlik” dalında ödüle değer görülen Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer’e ödülünü, Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan verdi. Suna ve İnan Kıraç, ”Onur Ödülü”ne layık görülürken, İnan Kıraç, ödülünü Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın elinden aldı. İstanbul Valisi Muammer Güler, ”Özel Ödül”e değer görülen THY Genel Müdürü Temel Kotil adına Mahmut Kahraman’a ödülü verirken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise ”Yaratıcı Proje” dalında Nedret Butler’e ödülünü sundu. Törende, Kültür ve Turizm Bakanı Günay, turizme katkılarından dolayı Başbakan Erdoğan’a şükran plaketi verdi.
Törende bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan, “Biz bu gün varız yarın yokuz. Kimler geldi kimler geçti?” diyerek bulundukları görevin geçiciliğini anlattı. Önemli olanın ülkeye hizmet olduğunu söyleyen Erdoğan bu konuda büyük çaba sarfettiğine işaret etti. Koltuğuna yapışan bir zihniyetle görev almadığına dikkat çeken Erdoğan, bu doğrultuda milletvekilliğine son kez aday olacağını açıkladı. Erdoğan, “Allah ömür verirse benim son milletvekilliği adaylığım 2011 yılında olacak. Ben tükürdüğümü yalamam onu da söyleyeyim. Partimin tüzüğünde de bu böyledir. Gereğini yaparım ve birileri gibi orada da çakılıp kalmam. Millete hizmet etmek sadece politikada olmuyor. Vakfın başına geçersiniz oradan da hizmet edersiniz. Yapılır bunlar yapılmaz diye bir şey yok. Dünyada bunun örnekleri var mı var. Ne yazık ki bizde yok. Bakıyorusunuz kıyıda köşede rahat durmuyorlar.” şeklinde konuştu.

GALATAPORT İÇİN YEN İHALE SÜRECİ BAŞLAYACAK
Başbakan Erdoğan konuşmasında Galataport ve Haydarpaşaport projelerinin engellenmesine de büyük tepki gösterdi. “Paylaşmak zorundayım. ‘Ama siz başbakansınız’ demeyin.” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Bizim bir Galataport sorunumuz olmuştu. Galataport sorununda bize yapmadıkları, takmadıkları yafta kalmamıştı. Bizim bir Haydarpaşaport sorunumuz olmuştur. Takmadıkları yafta söylemedikleri söz kalmamıştır. Eğer şu Galataport başlasaydı, şu anda bitmiş olacaktı. O Tophane böyle olmayacaktı. Oradaki mezbelelik temizlenecek ve ortaya bambaşka tarihi bir Tophane ortaya çıkacaktı. Ben onu engelleyenleri tarihe havale ediyorum. Ama ümitsiz değilim. Biz gene bura ile ilgili ihale çalışmalarımızı hazırlıyoruz.” şeklinde konuştu. Turizmcilere, “Siz ne güne duruyorsunuz?” diye soran Erdoğan, “Sizlerin de sahip çıkarak destek vermeniz lazım. Oraya yaklaşacak kruvazör gemilerin içinde gelenler ülkeye bırakacağı ekonomik desteği düşünün. Gelen paralı turist olacak. Oradaki tarihi eserler otele dönüşecek. Bu görevimiz ama önümüzde bariyerler var. İnanıyorumki İstanbul sevdalısı olanlarla birlikte bu sorunu aşacağız.” dedi.
Haydarpaşaport için de aynı süreci yaşadıklarını söyleyen Başbakan Erdoğan, “Kimseye bireysel tahsis yok. ‘Galataport’u Yahudi sermayesine veriyorlar’ dediler. Paranın milleti ırkı dini milliyeti olmaz. Benim ülkeme gelip bir çivi çakıyor. Burada Ahmet, Mehmet, Hüseyin çalışacak.” dedi.





Yargıtay’dan ilginç ‘düşünce özgürlüğü’ kararı

23 10 2009

Bolu Expres gazetesinin yazarının yazdığı yazı büyük tartışma yarattı.

yar

YargItay 8. Ceza Dairesi, yerel bir gazetede “Şehit edilen her asker için bir DTP’li öldürülsün” çağrısı yaparak, “Bundan böyle şehit edilen her güvenlik görevlisine karşın, bunlardan birinin (DTP’liler) aynı kaderi paylaşması toplumun çoğunluğunun isteği haline gelmiştir” diyen yazarın suçsuz olduğuna ilişkin mahkeme kararını onadı. Kürt açılımı veye demokratik açılım olarak adlandırılan süreçle ilgili tartışmaların yoğunlaştığı bugünlerde alınan karar tartışma yaratacak. Yerel Bolu Expres gazetesi yazarı Işın Erşen, 7 Ekim 2007’de, Gabar Dağı’nda 13 askerin şehit edilmesinin ardından yazdığı “Türk, işte karşında düşmanın” başlıklı yazıda, DTP milletvekilleri, yöneticileri ve belediye başkanlarının isimlerini tek tek sıraladıktan sonra şu ifadeleri kullandı:

İşte dava konusu olay yazı…

“Türk Ulusu, işte karşında düşmanın. ’PKK bölücü terör örgütüdür, onun mensupları da vatan hainidir’demedikten sonra bunların topu Türk düşmanı olarak bundan sonra ’sivil yurtsever’unsurların hedefi olacaktır. Kahpece pusu kuran dağdaki teröristin peşinde koşmaktansa üç-beş mikrobu temizleyip bundan sonra bir bizden, beş sizden, tamam mı, devam mı? demek gerekir. Bunu yapacak ve diyebilecek yurtsever unsurlar da çıkar elbet. Toplumun arzusu, yoğun olarak bu yöndedir. Bundan böyle şehit edilen her güvenlik görevlisine karşın, bunlardan birinin aynı kaderi paylaşması toplumun çoğunluğunun isteği haline gelmiştir. Artık kangren olmuş uzuv veya uzuvların kesilip atılma zamanı gelip geçmiştir.”

Şahin dava açılması için başvurdu

DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş’ın, Bolu Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmasından sonra Savcılık, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla yürüttüğü soruşturmada takipsizlik kararı verdi. Bu karara yapılan itiraz ise Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddedildi. Kararda, savcılığın takipsizlik hükmünde isabetsizlik bulunmadığı ifade edildi. Adalet eski Bakanı, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, kesinleşen kararı kanun yararına bozulması istemiyle Yargıtay’a taşıdı. Başvuruda, yazının düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtildi.

Yargıtay oybirliği ile ’Suç yok’ dedi

Daire, başvuruyu, 30 Eylül’de karara bağladı. Oybirliğiyle alınan kararda, yerel mahkemenin kararında isabetsizlik bulunmadığı belirtildi. Şimdi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 8. Ceza Dairesi’nin bu kararını Yargıtay Ceza Kurulu’na götürmezse karar kesinleşecek.





Silkinip AKP’yi sandığa gömmeliyiz

19 10 2009

Kılıçdaroğlu: ”Hep beraber silkinip AKP’yi sandığa gömmek zorundayız” dedi.

kilic

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, “Hep beraber bilinçlenip, hep beraber kenetlenip, hep beraber AK Parti’yi silkelemek, doğru sandığa gömmek zorundayız” dedi.

Kılıçdaroğlu, Aydın’da partisinin merkez ilçe başkanlığını ziyaret etti.

DOĞAN ÜZERİNDEN ERDOĞAN’A GÖNDERME
Aydın Belediye Meclis Salonu’nda yaptığı konuşmada Kılıçdaroğlu, Türkiye’de demokrasinin bir ayağının medya olduğunu, yargı, yürütme, yasama organları ile medyanın birbirini denetlemesinin, demokrasinin sağlıklı işlemesine vesile olacağını ifade etti.

AK Parti sonrasında ’yandaş medya’ kavramının gündeme geldiğini, bu kesimin Başbakan’ın her dediğini onaylamaya koşullandığını savunan Kılıçdaroğlu, Doğan Grubu’na, Cumhuriyet tarihinin en büyük cezasının kesildiğini ileri sürdü.

Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman bir mükellefin özel olmamak kaydıyla beş yılının incelenemeyeceğini, mükellefi batırmanın değil, yaşatmanın esas olduğunu belirterek, “Vergi denetim elemanları, iktidar partisinin tetikçisi konumuna gelemezler. Eğer gelmişlerse orada demokrasi olmaz” dedi.

AKP YANDAŞLARI DIŞINDA HERKES MAĞDUR
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Toplum baskı altında. Eskiden herkes telefonla özgürce konuşurdu. Şimdi arada bir telefon geliyor, ’Kemal bey size bir şey anlatacağım ama sizin telefonlarınız dinleniyor’ diyorlar. Dinlensin. Vatandaş artık normal konuşmayı bile unutmak üzere. Hani demokrasi vardı, özgürlük vardı? Böyle demokrasi, böyle özgürlük olabilir mi? Bir şey var, hep beraber bilinçlenip, hep beraber kenetlenip, hep beraber AK Parti’yi silkelemek, doğru sandığa gömmek zorundayız.

Biz yeniden bir ulusal kurtuluş savaşı vermek zorundayız. AK Parti ve yandaşları dışında bu toplumda yaşayan herkes mağdur durumda.” -

“EMEKLİ HEM AĞLIYOR HEM OY VERİYOR”
Türkiye’de son olarak uygulanan “hasta olma vergisi” ile hastalanınca para verileceğini iddia eden Kılıçdaroğlu, “Yasa, geçen yasama döneminde parlamentoda görüşülürken, en büyük tepkiyi biz CHP olarak gösterdik. ’Emekliler perişan olacak’ dedik, biz TBMM’yi terk ettik. O zaman AK Parti’nin oyu yüzde 34,5 idi. Sonra seçim oldu, AK Parti’nin oyu oldu yüzde 47. Şimdi ben emeklilere mi inanayım, kendi söylediğime mi” dedi.

Türkiye’de 9 milyon emeklinin bulunduğunu, aileleri ile birlikte sayılarının 15-16 milyona ulaştığını bildiren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: “İsteseler bir partiyi tek başına iktidar yaparlar. 9 milyon emekli hem ağlıyor hem de seçim zamanı gelince koşa koşa oyunu AK Parti’ye veriyor. Ben bu akıl tutulmasını hala çözmüş değilim. Bu demokrasi değildir. Kendi hakkına sahip çıkamayan, ülkesine sahip çıkamaz. O nedenle benim elim bu seçimlerde emeklinin yakasındadır.” Kılıçdaroğlu, toplumun akıl tutulmasıyla karşı karşıya olduğunu savunarak, bunda 12 Eylül döneminin sorumluluğu bulunduğunu kaydetti.

Kılıçdaroğlu, “Bu nedenle diyoruz ki, bir ulusal kurtuluş savacı sürecinde nasıl mücadele ettiysek, şimdi de aynı mücadeleyi vermeliyiz. Bir kişi kalsak bile vereceğiz bu mücadeleyi. Türkiye madem ki ulusal kurtuluş savaşı verdi, taşeron iktidarlara ihtiyacımız yok artık” dedi.

”AİLE SİGORTASI”
“Demokratik açılım” çalışmalarını da değerlendiren Kılıçdaroğlu, bu açılımla neyin kast edildiğinin anlaşılmadığını bildirdi. Kılıçdaroğlu, “Bu ülkede hiçbir zaman yüzbinlerce çocuğun yatağa aç girdiğini düşünmüyoruz. Eğer bir ülkede yüzbinlerce çocuk yatağa aç giriyorsa bunun vebali, Recep Tayyip Erdoğan ve onun bakanlarınındır. Ve bizim bunun hesabını sormamız gerekir” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, “CHP’nin aile sigortası ile yoksulluğu bitireceğini, Türkiye’de yoksul ailelerin kalmayacağını, kadınların üreten konumuna geleceğini” ifade etti.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, terörle mücadelede terör örgütünün koşulsuz silah bırakmasını ve Türk adaletine teslim olunmasını istediklerini, bu uygulama olursa memnun kalacaklarını belirterek, “Biz bu ülkede terörün bitmesini istiyoruz. Gelsinler teslim olsunlar, silahlarını bıraksınlar” dedi.
 

Milliyet





Travestiler açılım istiyor

17 10 2009

Ankara’da ”transseksüelliğin ruhsal bozukluklar arasinda sayilmasi” protesto edildi. Protestocular, ”Transseksüel açilimi istiyoruz” dövizleri taşidi.

sohbet_banner

ANKARA – Yüksel Caddesi’ndeki Özgürlük Aniti önünde toplanan ve ”Transseksüel açilimi istiyoruz”, ”Hasta değil travestiyiz” yazili dövizler taşiyan gruptakiler, bir süre sloganlar atti.

Grup adina yapilan açiklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yilinda, Dünya Sağlik Örgütünün de 1990 yilinda eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çikarilmasina karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 2012′de, Dünya Sağlik Örgütünün ise 2014′de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açiklamada, bu nedenle dünyanin bir çok ülkesindeki eşcinsel örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de eşcinsel bireylerin hayatin her alaninda şiddet ve ayrimcilikla karşilaştiği ifade edilen açiklamada, şunlar kaydedildi: ”Insanlari varoluşlari yüzünden ayiran, baskilayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dişlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastaliklidir. Sistem, bizleri sağlikli ya da sağliksiz bulmaya hakki olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldirilmasini talep ediyoruz.”ANKARA – Yüksel Caddesi’ndeki Özgürlük Aniti önünde toplanan ve ”Transseksüel açilimi istiyoruz”, ”Hasta değil travestiyiz” yazili dövizler taşiyan gruptakiler, bir süre sloganlar atti.

 

Grup adina yapilan açiklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yilinda, Dünya Sağlik Örgütünün de 1990 yilinda eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çikarilmasina karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 2012′de, Dünya Sağlik Örgütünün ise 2014′de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açiklamada, bu nedenle dünyanin bir çok ülkesindeki eşcinsel örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de eşcinsel bireylerin hayatin her alaninda şiddet ve ayrimcilikla karşilaştiği ifade edilen açiklamada, şunlar kaydedildi: ”Insanlari varoluşlari yüzünden ayiran, baskilayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dişlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastaliklidir. Sistem, bizleri sağlikli ya da sağliksiz bulmaya hakki olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldirilmasini talep ediyoruz.”





Baykal’a gelin benzetmesi

16 10 2009
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, başbakan’la görüşmesine 3 robot kamera öneren Baykal’ı geline benzetti
bu

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme niyeti olmadığını ifade ederek, ”Herhalde bu gidişle bu görüşme olmayacak gibi. Ama bunun sorumlusu, samimi davranan Sayın Başbakan değil” dedi.

Bakan Arınç, Manisa’da gazetecilere yaptığı açıklamada sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ama kamuoyundan gelen talepler, kendi teşkilatından, yöneticilerinden gelen talepler, Türkiye’nin ana muhalefet partisinin, en köklü siyaset partisinin, Türkiye’nin en önemli meselesi olan demokratik açılım konusunda sessiz kalmasının, hükümete karşı aldığı tavrın parti olarak herkes tarafından onaylanmadığını gösterdi. Bunun üzerine Sayın Başbakan’ın mektubuna ‘Evet görüşebiliriz’ dedi. Ama yine hem grup toplantısındaki ‘Hiç bir şekilde onlarla birlikte olmayacağız, onların yaptığı her şey yanlış, bu bölücülüktür, bu vatana ihanettir’ sözlerini tekrarlıyor. Ama geldiği zaman da ‘Kameralar olacak, sonra ne zaman yayınlanacağını birlikte karar vereceğiz’ diyorlar. Bu çok yanlış, çok yakışıksız. Bugüne kadar hiçbir siyasetçiden duymadığımız bir davranış biçimi. Yani Sayın Başbakan’a güven duymayabilirsiniz de bir ülkenin başbakanına bu kadar çıplak sözlerle, bu kadar aşağılayıcı, bu kadar istihza edici bir davranış içinde olamazsınız. Sayın Baykal’a gerçekten bu davranışı hiç yakışmıyor. Sayın Başbakan kameraların gözetimi altında, sanki sorgu odasında, videoya alınan sorgular gibi… Öyle bir davranışı Türkiye’nin başbakanına yakıştıramazsınız.”

”Görüşmeye kameranın şahitlik yapması gibi bir şeyin olmayacağını” ifade eden Arınç, Türkiye’de böyle kurgularla ilk defa karşılaştıklarını söyledi. ”Herhalde bu gidişle bu görüşme olmayacak gibi” diyen Bakan Arınç, şöyle devam etti:

OYNA DEMİŞLER YERİM DAR DEMİŞ

”Konuşursunuz, konuşmazsınız. Konuşursanız da madem ki bire bir konuşmayı arzu ediyorsunuz, buna ayrıca kameranın şahitlik yapması diye bir şey olmaz. Yani Türkiye’de biz böyle kurgularla ilk defa karşılaşıyoruz. Herhalde bu gidişle bu görüşme olmayacak gibi. Ama bunun sorumlusu, samimi davranan Sayın Başbakan değil. Yani oynamamak için direnen geline ‘oyna’ demişler, hanımefendiler bağışlasın, ‘yerim yok’ demiş. O zaman yer açmışlar, bu sefer de ‘yenim dar’ demiş. Mesele böyle bir konuşma, görüşme olmasın da ama, ‘Neresinden tutsam da karşımdakini yere çalacak bir iş yapsam’ diye düşünüyor herhalde. Yani çok tecrübeli olduğuna inandığımız, yaşı da bir hayli bizden büyük olan bir siyasetçinin, yıllar sonra Türkiye’de hiç kimsenin aklına gelmeyen bir şeyi ortaya koyuvermesi, Türkiye için talihsizlik. Biz yolumuza devam edeceğiz ve CHP’nin 1989-1999′da yayınladığı ama bugün sahip çıkmadığı görüşlerinden de raporlarından da istifade edeceğiz. Belki bu görüşmeye imkan bırakmayacak kadar da güzel olabilir.”





MHP’li Ekici’den DTP’lilere küfüre varan hakaretler!

11 10 2009

MHP’li Ekici’den DTP’lilere küfüre varan hakaretler!

dtp

Hükümetin ’açılımı’na sert tepkiler veren MHP’den siyasi nezaketle bağdaşmayacak çıkış geldi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici, küfüre varan hakaretlerde bulundu:

ARINÇ AĞIZ İSHALİ OLMUŞ
ARINÇ’A: Ağız ishali olmuş ’başbakan yardımcısı’ denen adam çıkıyor, ’Bizden önce 18 Başbakan geldi, problemleri süpürdüler’dedi. Senin kökünü biliyoruz. Allah seni gökten zembille bu ülkenin başına indirmedi.

DTP’NİN K……LERİ
DTP’YE: Bu ’açılım’ falan değil, resmen ’ihanet projesidir.’ O DTP’nin k….leri, o Öcalan’ın k……leri bugün Anayasa’nın ilk 3 maddesinin değiştirilmesini teklif ediyorlar. Bir yol açarsanız, kurduğunuz barajdan bir delik olursa, o baraj patlar. (Vatan)





Ferda Paksüt, Serdar Arseven’i fena azarladı

29 09 2009

Ferda Paksüt ile Serdar Arseven arasında Ergenekon tartışması yaşandı.

paksut

O, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili’nin eşi. Ama gündeme Ergenekon soruşturması kapsamında geldi. Sanık Ferda Paksüt olarak mahkemeye çıktı.

KAMERALARIN ÖNÜNDE TARTIŞTI
Ve Ferda Paksüt, dün akşam iddianamede telefon görüşmelerine yer verilen Vakit gazetesi yazarı Serdar Erseven ile karşılaştı. Haber de böyle çıktı. İkili kameraların önünde tartıştı. Ferda Paksüt yaşadığı gerginliğin ardından gittiği defilede tesettürlü mankenleri görünce daha da kızdı.

TELEFON GÖRÜŞMELERİ İDDİANAMEYE GİRDİ
Önce Suudi resepsiyonunda, ardından defilede… Ankara’da dün geceye damgasını Ferda Paksüt vurdu. Ergenekon davasında adı sanık sıfatıyla yer alıyor. 3 iddinamede Paksüt’le Vakit gazetesi yazarı Serdar Arseven’in telefon görüsmeleri yer alıyordu.

EŞİNİ SAKİNLEŞTİRMEYE ÇALIŞTI AMA..
O görüsme dün gece Arap resepsiyonda yüz yüze tekrarlandı. Vakit temsilcisi Arseven’in hazırladığı ancak servise koymadığı yazı Ferda Paksüt’ü kızdırmıştı.  Anayasa Mahkemesi Başkenvekili Osman Paksüt eşiyle Arseven arasındaki gerginliği bitirmek için defalarca araya girdi, ancak bitmedi.

KABİNEDE BİRİ VAR
Arseven’e Ergenekon iddianamesinde kendisiyle ilgili bölümleri neden Vakit gazetesinde yazmadığını soran Paksüt, “Kabinede birisi var. Sizinle de konuştu beni de aradı. Yazmanızı engelleyen de o. Büyükelçi iken evimizde de kaldı. Dilerdim ki o yazıyı yazsaydınız, yazamadınız” dedi.

DEFİLEDEN ÇIKACAKTI AMA..
Paksüt, Suudilerin davetinden çıktı, daha renkli bir mekana moda günlerine defile izlemeye gitti. Keyifler yerindeydi ta ki sıra türbanlı kıyafetlere gelinceye kadar… Türban podyuma çıkınca, tepki gösterenler sahne aldı. Ferda Paksüt de çıkmak için birkaç kez hamle yaptı. Alkışlara katılmadı, çantasına sıkı sıkı sarıldı ama arkadaşları engelledi. Ferda Paksüt defileyi sonuna kadar izledi

http://www.mehmeterdogan.com/2009/09/ferda-paksut-serdar-arsevenni-fena-azarladi/