Baykal’a “Faşist General Franko” benzetmesi

1 07 2009
Baykal’a “Faşist General Franko” benzetmesi  
AKP Ankara Milletvekili ve Çevre Komisyonu Başkanı Haluk Özdalga, Faşist general Franko yandaşlarının İspanya’da oynadıkları rolü bugün Türkiye’de CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP’li yandaşlarının üstlendiğini öne sürdü. Özdalga, “Eğer CHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne giderse ben de onların peşinden kaçtıkları yere kadar gideceğim” dedi.
Özdalga yaptığı yazılı açıklamada, TBMM’de kabul edilen son yasa ile sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verildiğini ve darbeye teşebbüs edenler dahil bazı suçlarda askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünün açıldığını söyledi. Bunların Türkiye’nin demokrasinin güçlenmesi için büyük önem taşıyan reformlar olduğunu savunan Özdalga, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal başta olmak üzere tüm CHP sözcülerinin bu reformlara ağır ifadelerle karşı çıktığını kaydetti. Özdalga şunları söyledi:
 
“Baykal’ın ve CHP’nin bu tutumu, demokrasinin güçlenmesine karşı nasıl ikiyüzlü ve arsız bir muhalefet sürdürdüklerini bir kez daha gözler önüne seriyor. 1980′lerde İspanya’da demokratikleşme reformlarına direnen, faşist diktatör Franko yandaşları olmuştu. Ama bu direnişleri sonuç vermedi. Demokratik İspanya, AB’nin en çarpıcı başarı örneklerinden biri oldu. General Franko yandaşları da tasfiye edildi. Faşist General Franko yandaşlarının İspanya’da oynadıkları rolü bugün Türkiye’de Baykal ve CHP’li yandaşları üstlenmiş durumda. Tarihin acı cilvesi, Baykal o tarihlerde İspanyol sosyal demokrat lider Felipe Gonzales’i örnek aldığını, Türkiye’nin Gonzales’i olmak istediğini söylüyordu. Şimdi faşist general Franko’nun elbiselerini içine giymeyi sindirdi.
Baykal ve CHP’li yandaşlarının akıbeti de Frankocular gibi olacak. Eğer CHP bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne giderse ben de onların peşinden kaçtıkları yere kadar gideceğim. Demokrasiye karşı yürüttükleri bu arsız muhalefeti milletin önünde Avrupa‘da ve üyesi bulundukları Sosyalist Enternasyonel’in her zemininde teşhir etmeye devam edeceğim.”
 
ANKA




Baykal: Türkiye 12 gündür karanlıkta

24 06 2009
Baykal: Türkiye 12 gündür karanlıkta  
ANKARA (ANKA) – CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “İrticayla mücadele eylem planı” belgesinin aydınlatılmaması nedeniyle 12 gündür “Türkiye’nin karanlıkta” olduğunu ifade ederek “Çok yoğun tartışma ve değerlendirme ise olağanüstü bir şekilde yapılmaktadır. TSK’nın kimliğiyle ilgili böyle temel bir belgenin iç yüzünün hala aydınlatılamamış olmasını derin bir üzüntüyle karşılıyoruz. 12 gündür ortaya atılan itham ve iddialar boşlukta bırakıldı. Bunu anlamak, izah etmek mümkün değildir” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TBMM’de partisinin grup Toplantısında ‘irticayla mücadele’ planında halen bir sonuca varılmadığına dikkat çekti. 12 gündür “Türkiye’nin karanlıkta” olduğunu söyleyen Baykal, “Çok yoğun tartışma ve değerlendirme ise olağanüstü bir şekilde yapılmaktadır. TSK’nın kimliğiyle ilgili böyle temel bir belgenin iç yüzünün hala aydınlatılamamış olmasını derin bir üzüntüyle karşılıyoruz. 12 gündür ortaya atılan itham ve iddialar boşlukta bırakıldı. Bunu anlamak, izah etmek mümkün değildir” dedi. Söz konusu durumun TSK’nın temel işlevi ve güvenilirliği ile ilgili olduğunu söyleyen Baykal, söz konusu belgenin hükümet tarafından çok ciddiye alındığını söyledi. Baykal, “Başbakan, bu metni iktidara karşı bir komplo düzenlemeyi amaçlayan bir metin olarak gördü. Bu metinle ilgili olarak hukuki süreci işletme kararın aldı ve yargıya başvurdu. Ortada ciddi itham, iddia var ve 12 günden beri içyüzünün ne olduğuna dair en küçük bilgiye sahip değiliz” dedi. Belgenin Genelkurmay’ın bilgisi dahilinde yapılmasının Türkiye için önem taşıyacağına değinen Baykal, belgenin Genelkurmay içinde başka bir “cunta” tarafından oluşturulmasının ise çok daha vahim bir tablo ortaya koyduğunu söyledi. Bunların dışında belgenin tamamen TSK’yı küçük düşürmek amacıyla “belli merkezler” tarafından düzenlenmiş olabileceğine de değinin Baykal, böyle bir durumda da gereğinin yapılması gerektiğinin altını çizdi.

-“BİZLE DE PAYLAŞIN DA KAYGILANACAK BİR ŞEY OLMADIĞINI BİZ DE GÖRELİM”-

Başbakan Erdoğan’ın söz konusu belgenin ortaya çıkmasının ardından buna karşı mücadele kararlılığını ortaya koyduğunu anımsatan Baykal, Erdoğan’ın AB Büyükelçilerine ise “biz kurumlar olarak biriz, belge Türkiye’yi sarsmadı” mesajı verdiğine işaret etti. Baykal, “Bu 12 gün içinde başbakanın teşhisini ‘iktidara yönelik komplo’dan, ‘hep beraber bu olayı götürüyoruz’ noktasına getiren hangi süreçtir, ne oldu? Bizim anlayışımızı etkileyecek yeni bir şey yok. Genelkurmay’ın ‘hakaret sayarım’ sözünden çıkarak Genelkurmay’ın bilgisinin olmadığı sonucun çıkarıyoruz ama yukarıda bir uyum var. Ama o uyumun nedenini bizle de, milletle de paylaşsalar da biz de millet olarak kaygılanacak hiçbir şeyin olmadığı görüversek” dedi.

-”ELBETTE İMZA BENZEYECEK”-

Belgenin altında imzası olan Kurmay Piyade Albay Dursun Çiçek’in hala görevde olduğuna dikkat çeken Baykal, ortada halen belge ile bir tartışma olduğunu kaydetti. Belgenin fotokopi mi yoksa orijinal belge olup olmadığının dahi netlik kazanmadığını söyleyen Baykal, Emniyet yetkililerinde belgenin aslının olduğuna yönelik haberlerin çıktığını anlattı. Emniyet ve yargıya belgenin orijinalinin nasıl geldiğinin araştırılmadığını, bunun yerine imzanın benzerliğinin tartışıldığını kaydeden Baykal, “Yani eğer fotokopideki imza benzemiyorsa buna şaşmak lazımdır. Elbette imza benzeyecektir. Belli bir kişiye ait olduğu iddia edilmek için bu belge yapıldı. İmzanın taşınması kadar sıradan bir uygulama yoktur. Neyi tartışıyoruz” dedi.

-“HAZMETMEMİZİ BEKLEMEYİN”-

Baykal, söz konusu konu karşısındaki sükuneti, sessizliği, bu iddialar karşısındaki rahatlığı izah etmenin mümkün olmayacağını ifade ederek, “Öyle bir noktaya gelinmiştir ki; bu belge doğru da olsa önemli değildir, doğru olmasa da önemli değildir.. Bunu hazmettirmeyi sanki birileri sağlamaya çalışıyormuş gibi bir şey var. Ama bunu sindirmeye hazır değiliz. Gerçekten belge varsa gereğinin yapılmasını mutlaka istiyoruz. Eğer bu tertip ise Genelkurmay’ın ‘eğer doğru değilse ne olur görürüz’ sonucunu görmek istiyoruz. Bizim içimize sindirmemizi kimse beklemesin” dedi. Konuyla ilgili bir teslimiyet noktasına gelindiğini kaydeden Baykal, “Anlayış birliğinin ortaya çıktığın görüyoruz ama bunun dayanaklarını milletin görmesi lazımdır. Gerçekten telaş gerektiren bir durum yok mudur. Öyle anlaşılıyor ki yoktur. Albay yerinde. Eğer yoksa neyi bekliyoruz? Nerden çıkmıştır, bunun altında ne yatıyordu. ‘Canım onu kurcalamayalım’. Türkiye’nin tutarlılığa, verilen sözlerin arkasında durulduğunu görmenin ihtiyacı var. Bunu sağlamalıyız. Ben umudumu kaybetmedim” dedi.

-“BU İTHAMI KİM NASIL NE CÜRETLE YAPIYOR”-

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “teselli” ederek, “merak etmeyin gerçekler gizlenemez” dediğini anımsatan Baykal, “Evet gizlenemez ama biz bugün ortaya çıkmasını istiyoruz, derhal ortaya çıkmasını bekliyoruz” dedi. Bu olayın iki sonucunun da Türkiye’yi ciddi ve derinden bir şekilde etkileyeceğini ifade eden Baykal, “Olabilir diye geçiştiremeyiz. Öyle bir şey varsa onun derhal bütün ayrıntılarıyla çıkması gerekir. Bu TSK’nın örgütsel bütünlüğünü bir kurum olarak işler anlayışını yer yer kaybetmiş olduğunu bize gösterir. Bu vahim bir tablodur. Böyle bir durum söz konusu değilse Anayasaya saygılı bir anlayış doğrultusunda Genelkurmay Başkanının ifa ettiği doğrultuda bir kurum ise bu ithamı kim yapıyor. Ne cüretle, ne amaçla yapıyor. Nasıl yapabiliyor, nerelerden güç alarak yapıyor. Nasıl böyle etkin olabilmiştir. Bunun belgeleri nasıl emniyetin yargının elinde dolaşma fırsatını elde edebilmiştir. Bu öbür ihtimalden daha da vahimdir” dedi.

ANKARA (ANKA) – CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “İrticayla mücadele eylem planı” belgesinin aydınlatılmaması nedeniyle 12 gündür “Türkiye’nin karanlıkta” olduğunu ifade ederek “Çok yoğun tartışma ve değerlendirme ise olağanüstü bir şekilde yapılmaktadır. TSK’nın kimliğiyle ilgili böyle temel bir belgenin iç yüzünün hala aydınlatılamamış olmasını derin bir üzüntüyle karşılıyoruz. 12 gündür ortaya atılan itham ve iddialar boşlukta bırakıldı. Bunu anlamak, izah etmek mümkün değildir” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TBMM’de partisinin grup Toplantısında ‘irticayla mücadele’ planında halen bir sonuca varılmadığına dikkat çekti. 12 gündür “Türkiye’nin karanlıkta” olduğunu söyleyen Baykal, “Çok yoğun tartışma ve değerlendirme ise olağanüstü bir şekilde yapılmaktadır. TSK’nın kimliğiyle ilgili böyle temel bir belgenin iç yüzünün hala aydınlatılamamış olmasını derin bir üzüntüyle karşılıyoruz. 12 gündür ortaya atılan itham ve iddialar boşlukta bırakıldı. Bunu anlamak, izah etmek mümkün değildir” dedi. Söz konusu durumun TSK’nın temel işlevi ve güvenilirliği ile ilgili olduğunu söyleyen Baykal, söz konusu belgenin hükümet tarafından çok ciddiye alındığını söyledi. Baykal, “Başbakan, bu metni iktidara karşı bir komplo düzenlemeyi amaçlayan bir metin olarak gördü. Bu metinle ilgili olarak hukuki süreci işletme kararın aldı ve yargıya başvurdu. Ortada ciddi itham, iddia var ve 12 günden beri içyüzünün ne olduğuna dair en küçük bilgiye sahip değiliz” dedi. Belgenin Genelkurmay’ın bilgisi dahilinde yapılmasının Türkiye için önem taşıyacağına değinen Baykal, belgenin Genelkurmay içinde başka bir “cunta” tarafından oluşturulmasının ise çok daha vahim bir tablo ortaya koyduğunu söyledi. Bunların dışında belgenin tamamen TSK’yı küçük düşürmek amacıyla “belli merkezler” tarafından düzenlenmiş olabileceğine de değinin Baykal, böyle bir durumda da gereğinin yapılması gerektiğinin altını çizdi.

-“BİZLE DE PAYLAŞIN DA KAYGILANACAK BİR ŞEY OLMADIĞINI BİZ DE GÖRELİM”-

Başbakan Erdoğan’ın söz konusu belgenin ortaya çıkmasının ardından buna karşı mücadele kararlılığını ortaya koyduğunu anımsatan Baykal, Erdoğan’ın AB Büyükelçilerine ise “biz kurumlar olarak biriz, belge Türkiye’yi sarsmadı” mesajı verdiğine işaret etti. Baykal, “Bu 12 gün içinde başbakanın teşhisini ‘iktidara yönelik komplo’dan, ‘hep beraber bu olayı götürüyoruz’ noktasına getiren hangi süreçtir, ne oldu? Bizim anlayışımızı etkileyecek yeni bir şey yok. Genelkurmay’ın ‘hakaret sayarım’ sözünden çıkarak Genelkurmay’ın bilgisinin olmadığı sonucun çıkarıyoruz ama yukarıda bir uyum var. Ama o uyumun nedenini bizle de, milletle de paylaşsalar da biz de millet olarak kaygılanacak hiçbir şeyin olmadığı görüversek” dedi.

-”ELBETTE İMZA BENZEYECEK”-

Belgenin altında imzası olan Kurmay Piyade Albay Dursun Çiçek’in hala görevde olduğuna dikkat çeken Baykal, ortada halen belge ile bir tartışma olduğunu kaydetti. Belgenin fotokopi mi yoksa orijinal belge olup olmadığının dahi netlik kazanmadığını söyleyen Baykal, Emniyet yetkililerinde belgenin aslının olduğuna yönelik haberlerin çıktığını anlattı. Emniyet ve yargıya belgenin orijinalinin nasıl geldiğinin araştırılmadığını, bunun yerine imzanın benzerliğinin tartışıldığını kaydeden Baykal, “Yani eğer fotokopideki imza benzemiyorsa buna şaşmak lazımdır. Elbette imza benzeyecektir. Belli bir kişiye ait olduğu iddia edilmek için bu belge yapıldı. İmzanın taşınması kadar sıradan bir uygulama yoktur. Neyi tartışıyoruz” dedi.

-“HAZMETMEMİZİ BEKLEMEYİN”-

Baykal, söz konusu konu karşısındaki sükuneti, sessizliği, bu iddialar karşısındaki rahatlığı izah etmenin mümkün olmayacağını ifade ederek, “Öyle bir noktaya gelinmiştir ki; bu belge doğru da olsa önemli değildir, doğru olmasa da önemli değildir.. Bunu hazmettirmeyi sanki birileri sağlamaya çalışıyormuş gibi bir şey var. Ama bunu sindirmeye hazır değiliz. Gerçekten belge varsa gereğinin yapılmasını mutlaka istiyoruz. Eğer bu tertip ise Genelkurmay’ın ‘eğer doğru değilse ne olur görürüz’ sonucunu görmek istiyoruz. Bizim içimize sindirmemizi kimse beklemesin” dedi. Konuyla ilgili bir teslimiyet noktasına gelindiğini kaydeden Baykal, “Anlayış birliğinin ortaya çıktığın görüyoruz ama bunun dayanaklarını milletin görmesi lazımdır. Gerçekten telaş gerektiren bir durum yok mudur. Öyle anlaşılıyor ki yoktur. Albay yerinde. Eğer yoksa neyi bekliyoruz? Nerden çıkmıştır, bunun altında ne yatıyordu. ‘Canım onu kurcalamayalım’. Türkiye’nin tutarlılığa, verilen sözlerin arkasında durulduğunu görmenin ihtiyacı var. Bunu sağlamalıyız. Ben umudumu kaybetmedim” dedi.

-“BU İTHAMI KİM NASIL NE CÜRETLE YAPIYOR”-

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “teselli” ederek, “merak etmeyin gerçekler gizlenemez” dediğini anımsatan Baykal, “Evet gizlenemez ama biz bugün ortaya çıkmasını istiyoruz, derhal ortaya çıkmasını bekliyoruz” dedi. Bu olayın iki sonucunun da Türkiye’yi ciddi ve derinden bir şekilde etkileyeceğini ifade eden Baykal, “Olabilir diye geçiştiremeyiz. Öyle bir şey varsa onun derhal bütün ayrıntılarıyla çıkması gerekir. Bu TSK’nın örgütsel bütünlüğünü bir kurum olarak işler anlayışını yer yer kaybetmiş olduğunu bize gösterir. Bu vahim bir tablodur. Böyle bir durum söz konusu değilse Anayasaya saygılı bir anlayış doğrultusunda Genelkurmay Başkanının ifa ettiği doğrultuda bir kurum ise bu ithamı kim yapıyor. Ne cüretle, ne amaçla yapıyor. Nasıl yapabiliyor, nerelerden güç alarak yapıyor. Nasıl böyle etkin olabilmiştir. Bunun belgeleri nasıl emniyetin yargının elinde dolaşma fırsatını elde edebilmiştir. Bu öbür ihtimalden daha da vahimdir” dedi.





Obama: “İran’da adaylar arasında fark yok”

17 06 2009
Obama: “İran’da adaylar arasında fark yok”  

 

WASHINGTON (İHA) – ABD Başkanı Barack Obama, İran’daki iktidar mücadelesinin ülkenin gelecekte izleyeceği politikalar açısından o kadar da önemli olmadığını söyledi.
Obama, seçimleri kazandığı açıklanan Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile başlıca rakibi reformcu Mir Hüseyin Musavi arasındaki farkların abartıldığını belirtti.
Bu ifadelerin, Obama yönetiminin İran’daki iktidar mücadelesinin içine çekilme kaygısını yansıttığı ifade ediliyor. Bu arada geçen sonbaharda başkanlık yarışını kaybeden Cumhuriyetçi John McCain, Obama’nın “yolsuzluklarla dolu, sahte, düzmece” seçime karşı sesini yükseltmesi gerektiğini söyledi. Obama ise şimdilik seçimlerde usulsüzlük tartışmasına karışmayı reddediyor.
Obama dünkü açıklamasında İranlıların sesinin duyulması gerektiğine inandığını, ancak kendisinin bu meseleye karışıyor izlenimi vermek istemediğini söyledi. Analistler, Obama’nın tutumunun, ABD’deki bazı istihbarat raporlarının Ahmedinejad’ın 12 Haziran seçimlerini gerçekten kazandığına işaret ediyor olmasından kaynaklandığını belirtiyor.
Mir Hüseyin Musavi, İran’da başbakanlık makamı feshedilene dek sekiz yıl başbakanlık yapmıştı. Bundan önce, Tahran Üniversitesi’nde İslami mimari okuduğu günlerde, eşi Zehra Rahnavard ile birlikte Şah rejiminin devrilmesinde aktif rol oynadı. 1979′da İranlı militanların bir grup Amerikalı’yı rehin almasını destekledi; bunun “devrimin amaçlarına hizmet ettiğini” söyledi. 1981′de Humeyni’nin de desteği ile başbakan olduğunda, muhalefete izin vermemekle suçlandı. Reformcu isimlerden Rafsancani 1989′da Cumhurbaşkanı olduğunda onu ve diğer sertlik yanlılarını hükümetine almayı reddetti. Böylece başbakanlıktan ayrılan Musavi, 20 yıl kamuoyundan uzak durdu.
İki önemli konseyin üyesi olmasına rağmen, zamanının çoğunu mimarlığa, ders vermeye, resim yapmaya ve şiire ayırdı. 1997′de reformcu harekete katılan Musavi, cumhurbaşkanı adaylığı önerisini reddetti ve Muhammed Hatemi’yi destekledi. Hem kendisi hem de eşi, Hatemi’nin sekiz yıllık liderliği boyunca danışmanlık yaptılar. Hatemi de geçen Mart ayında İran’daki seçim yarışından çekilerek Musavi’yi destekledi. Eski rakibi Rafsancani de kampanyada Musavi’ye destek verdi. Mir Hüseyin Musavi kampanyası boyunca daha fazla kişisel özgürlük çağrısı yaptı.
Ülkenin nükleer programının durdurulmasına karşı olduğunu da söyleyen Musavi “nükleer teknoloji ile nükleer silah arasındaki farkı gözeten şu anki politikadan memnun olduğunu” belirtti. Eşi Zehra Rahnavard da kampanyada kadınlara daha fazla özgürlük çağrıları yaptı. Rahnavard, kadını özgürleştirdiğini söylediği başörtüsünün ateşli bir savunucusu. Ancak başka kadınların başlarını örtmeme hakkını da tanıdığını söylüyor.

 





Bahçeli’den olağanüstü kurultay çağrısına tepki

12 06 2009
Bahçeli’den olağanüstü kurultay çağrısına tepki  

 

ANKARA (A.A) – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinde “Olağanüstü Kurultay” çağrılarıyla ilgili olarak, “Söz konusu girişimin arkasında, Milliyetçi Hareket Partisi’ni sanal ve yapay süreçlerle meşgul etmek, kronik bunalım partileri gibi hizipleştirerek gözden düşürmek, liderinde ve yöneticilerinde itibar kaybına yol açmak ve en önemlisi giderek tehlikeye sürüklenen ülkemizin önündeki en büyük milli direnç kuvvetini zayıflatmak yatmaktadır” dedi.
 
MHP Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Bahçeli, 2009 yılı sonbahar aylarında gerçekleşmesi planlanan 9. Olağan Büyük Kurultay süreciyle
ilgili olarak yayımladığı genelgede, sürecin işleyiş takvimi hakkında bilgi verdi. Bahçeli, “Hiçbir dayatma, telkin ve engele aldırmadan mecrasında ilerleyecek olan bu sürecin nihayetinde ortaya çıkacak irade, MHP’yi yeni 40 yıllara taşıyacak isimleri ve Türkiye’nin ağır sorunlarına çözüm için elini taşın altına koyacak kadroları belirleyecektir.” derken, Olağan Büyük Kurultay’ın, 6 ay içinde gerçekleşeceğinin bilinmesine rağmen aralarında MHP’li bazı üyelerin de olduğu “Olağanüstü Kurultay” çağrısının hukuki kanallardan partiye ulaştırıldığını bildirdi. Bahçeli, şöyle devam etti:
”Bu talep, yaşanan siyasi gelişmelerle beraber yorumlandığında yalnızca demokratik bir hakkın kullanımı ve tasarrufu olarak görmek Türkiye’yi ve partimizin yerini ve önemini bilmemek olacaktır. Bu ve benzer nafile talep ve oyunların Milliyetçi Hareket Partisi’nde ve mensuplarında yankı ve cevap bulması, karşılık görmesi asla mümkün olmayacaktır.”

 





Erdoğan: “Sorun çözülmeden sınır kapıları açılamaz”

16 05 2009
Erdoğan: “Sorun çözülmeden sınır kapıları açılamaz”  

 

İSTANBUL (İHA) – Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Dağlık Karabağ sorununda sessiz kalmasının mümkün olmadığını belirterek, “Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden sınır kapıları açılamaz” dedi. Ayrıca, Türkiye’yi yakından ilgilendiren domuz gribi virüsünün, Atatürk Havalimanı’ndan yurda giriş yapmak üzere olan Irak asıllı bir Amerikan vatandaşında tespit edildiğini ifade eden Erdoğan, “Söz konusu şahıs kontrol altında” diye konuştu.
 
Soçi’ye hareketinden önce Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan ve Polonya ziyaretlerini değerlendirdi.
Erdoğan, Azerbaycan ziyaretinin, iki ülkeyle ilgili bir çok söylentinin giderilmesine yönelik bir ziyaret olduğunu ifade ederek, “Türkiye-Azerbaycan arasındaki ikili ilişkilerimizi daha da geliştirmeye yönelik bir ziyaret. Sayın Aliyev ile uzun uzun görüşmelerimiz oldu. Bu görüşmelerimizde her şeyden önce geçmişten bu yana, tarihten gelen kardeşliğimizi gölgeleyebilecek herhangi bir şeyin olamayacağını, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü üzerinde tasarrufta bulunanlara karşı bizim hiçbir zaman kalkıp bir yanlış politikanın içine girmemizin mümkün olamayacağını ve bugüne kadar nasıl hep Azerbaycan’ın bu davasını biz de milli dava olarak görmüşsek, bundan sonra da yine aynı durumda olduğumuzu gerek kendilerine, gerek parlamentodaki konuşmamızda ifade ettik. İki kardeş ülkenin bundan sonra da işbirliğindeki kararlılığının devam edeceğini ortaya koyduk” dedi.
 
Azerbaycan ziyaretinin çok verimli geçtiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, “İki kardeş ülkenin bundan sonraki süreci de aynı kararlılıkla devam ettirmesi konusunda verimli bir ziyaretti. Hala, bunu farklı yerlere çekmek isteyenler olabilir. Türkiye’nin dostlarıyla arasına fitne fesat karıştırmak isteyenler içte de dışta da olacaktır. Biz işimize bakıyoruz. Gerçekçi olanlar zaten bunu görüyorlar” diye konuştu.
 
Erdoğan, Güney Kafkasya’da barış ve istikrarın tesisi konusunda Aliyev ile aynı görüşleri paylaştıklarını söyledi. Bu konudaki görüşlerinde herhangi bir farklılık söz konusu olmadığının altını çizen Erdoğan, “Son zamanlardaki özellikle Azerbaycan medyasında da çıkan ve Türkiye’nin Azerbaycan’ı haklı davasında yalnız bırakacağı iddialarının gerçeği yansıtmadığını orada da ifade ettik. Türkiye’nin kardeş ülke Azerbaycan’ı yalnız bırakması söz konusu olmayacaktır. Aramızda doğalgaz noktasında bazı attığımız adımlar var. Bu konularla ilgili de ilgili bakan ve kurum başkanlarına talimatlar verildi. Bu çalışmalar da başlatıldı. Bu çalışmaları da yine en güzel şekilde süratlendirerek bitireceğiz. Bu konuda medyada çıkanlar gerçeği yansıtmıyor” ifadelerini kullandı.
 
Zam söylentilerine tepki gösteren Erdoğan, “Zam geliyor, zam gidiyor. Bu tür şeyleri sürekli kurcalamanın anlamı yok. Doğalgazda fiyatlar nasıl iner, nasıl çıkar. Bunu hep söyledik. Böyle ifadelerle Azerbaycan Türkiye arasındaki konuyu sadece buraya indirgemek yanlış olur. Bizim şu anda Azerbaycan’dan aldığımız gaz 4 milyar metreküp civarındadır. Geçtiğimiz yıl bu biraz artmıştır. Kendilerinden yılda 4 milyar metreküp daha istiyoruz. Bunu 8 milyar metreküpe çıkarmanın hesabındayız. Bizim şu anda harcadığımız 35-36 milyar metreküptür” şeklinde konuştu.
 
Başbakan Erdoğan, Bakü’deki temaslarının ardından resmi ziyaret için Polonya’ya gittiğini, Polonya’ya 1923′ten bu yana Başbakan olarak ilk resmi ziyareti gerçekleştirdiğini söyledi. Türkiye ile Polonya aslında diplomatik temasların başlamasının 1414′e dayandığını hatırlatan Erdoğan, “Böyle bir geçmişi var bu işin. Lehistan adıyla başlıyor süreç ve bugünlere geliyor. 1923′ten bu yana da Türkiye Cumhuriyeti’nden hiçbir başbakan resmi ziyaret için Polonya’ya gitmedi. Aramızda 2.5 milyar avroluk dış ticaret hacmi var. Bunu da yeterli bulmuyoruz. Hedefimiz 2013′te bunu 7 milyar avroya çıkarabilmek. Her iki tarafta da bir irade mevcut. Ayrıca Polonya AB sürecinde bizi yalnız bırakmayan bir ülke” açıklamasında bulundu.
 
Erdoğan, Polonya’nın geleceğe yönelik ciddi bir yatırım takviminin söz konusu olduğunu belirterek, Türk müteahhitlerin bu işi yakın takibe almalarıyla, istenen neticeye ulaşmanın mümkün olacağını söyledi.
 
Basın mensuplarının soruları üzerine, Türkiye’nin Dağlık Karabağ sorununda sessiz kalmasının mümkün olmadığını ifade eden Erdoğan, “Bu mümkün değil. Bizim kapılarımızın kapanması Dağlık Karabağ ile alakalı, orada yapılan müdahalenin sonucunda bizim kapılarımız da kapatılmıştır. Başkaları başka türlü anlayabilir ama biz böyle anlıyoruz. Sebebi budur. Sebep netice ilişkisidir. Bu sebep ortadan kalkmadıktan sonra, biz de kapılarımızı açamayız. Biz bunu bu şekilde açıklıyoruz. Bunun birbiriyle ilişkisi yoktur yaklaşımını doğru bulmuyoruz” dedi.
 
Domuz gribi virüsü tespit edilen Irak asıllı Amerikan vatandaşının kontrol altında olduğunu da belirten Erdoğan, “Sıkı bir takiple bu süreç devam etmektedir. Irak asıllı Amerikan vatandaşında virüs tespit edilmiştir. Kendisi müşahede altında olduğu gibi, ailesi başta olmak üzere, geldiği uçaktaki yolculara ulaşabilme noktasında da arkadaşlarımız yetkililerle temas halinde” diye konuştu.

 





2 emekli asker gözaltına alındı!

15 05 2009

“Ergenekon” soruşturması kapsamında 3 kişi gözaltına alındı.

Polis ekipleri, soruşturma kapsamında Beykoz’da gerçekleştirilen kazıda çıkan silah ve mühimmatla ilgili olarak 3 kişiyi gözaltına aldı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemleri süren bu kişilerden ikisinin emekli asker, diğerinin de Ortaköy’deki Reina isimli eğlence merkezinin özel güvenlik biriminde çalıştığı belirtilen eski bir SAT komandosu olduğu öğrenildi.





DTP’li Türk’ten Kosova modeli önerisi

12 05 2009
DTP’li Türk’ten Kosova modeli önerisi  

 

ANKARA (ANKA) -DTP Genel Başkanı Ahmet Türk Kürt sorununun çözümü için Kosova modeli önerdi. Türk “Kosova’da yüzde 5′lik nüfusa sahip Türkler için yaklaşım, Türkiye hükümetinin oradaki Türk azınlığı için istediği, yerine getirilen talepler neyse bugün burada uygulansa sorun kalmaz” dedi. Türk, Güneydoğu’da köylere Kürtçe isimlerin verilmesi yönündeki çalışmaları “İsimleri değiştireceksiniz; ama dilini yasaklarsanız ne anlama gelir. Zaten verilen yeni Türkçe isimleri hiçbir Kürt kullanmıyor.”şeklinde değerlendirdi.
Türk Meclis grup toplantısı çıkışında gazetecilerin, ‘Kürt sorununun çözümü yönünde bölgedeki köylere Kürtçe isim verilmesine yönelik çalışmalara’ ilişkin sorularını yanıtladı. Sadece köylerin isimlerinin değiştirilmesinin bir anlam ifade etmeyeceğini kaydeden Türk, şunları söyledi:
“Zaten verilen yeni Türkçe isimleri hiçbir Kürt kullanmıyor. Kendi içinde aynı isimleri kullanıyor. Önemli olan Kürtlerin de bir kimliğinin, bir kültürünün bir dilinin olduğunu unutmadan gereğini yerine getirmektir. Sorunun çözümü demokratik bir proje ile ortaya çıkmaktır. Kısmi düzeltmeler kimseyi tatmin etmez. İçselleştirecek bir yaklaşım biçimi getirilmeli. Benim yurttaşım, farklılığı var, farklılık da benim zenginliğimdir, bunların olması gereken haklar ortaya konulmalıdır.”
Kosova’da, Kosova Demokratik Türk Partisi’nin daveti üzerine Kültür bakanları toplantısı yapılacağını hatırlatan Türk, “Orada isimler Türkçe, söylemlerini Türkçe söylüyorlar, her tür demokratik haklardan yararlanıyorlar. Meclis’te Türkçe konuşma hakkına sahipler. Kendi bölgelerinde bütün söylemlerini Türkçe yapıyorlar. Bir azınlığın olması gereken haklar konusunda elbette ki biz tam destek veriyoruz. Olması gerekiyor. Ama Yüzde 5′lik bir nüfusa sahip olan Türkler için Türkiye bunu önemsiyorsa, o değeri biçiyorsa, ‘burada 20 milyon yurttaşının da bu haklarını görmesi gerekir’ diye düşünüyoruz. Kosova’daki yaklaşım neyse, Türkiye hükümetinin oradaki Türk azınlığı için istediği, yerine getirilen talepler neyse bugün burada uygulansa sorun kalmaz diye düşünüyoruz.” diye konuştu.
Türk Cumhurbaşkanı Gül ile geçen hafta yaptığı görüşmeye ilişkin bir soru üzerine ise “Cumhurbaşkanı ile süreci değerlendirdik. Bu sürecin farklı bir sürece çevrilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Biz de yapılması gerekenler konusunda düşüncelerimizi söyledik.”dedi.

 





DİSK, 5 bin kişi ile Taksim’e girdi

1 05 2009

DİSK, KESK ve sivil toplum örgütleri ile siyasi parti temsilcilerinin de aralarında bulunduğu kalabalık bir grup 32 yıl sonra Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs’ı kutladı.

Türk-İş ve Hak-İş’ten sonra DİSK ve KESK üyeleri yaklaşık 5 bin kişilik kortejle Taksim’e 1977′de yaşanan olayların ardından ilk kez girdi. 

 

Başlangıçta 3 bin kişi ile Taksim’e yürüyüş yapan DİSK ve KESK üyeleri, polisin diğer grupların katılmasına izin vermemesi nedeniyle yürüyüşüne Osmanbey’de bir süre ara verdi.
DİSK ve KESK üyesi işçiler, polis ve sendika üyeleri arasındaki sayı pazarlığını sürdürürken, diğer grupların ana korteje katılmasına izin verilmemesi nedeniyle yürüyüşüne Osmanbey’de ara verdi. Yürüyüş dururken, Nişantaşı’nda küçük gruplara polis müdahale etti.
KESK ve DİSK’in kortejinde CHP ve DTP milletvekilleri de yer aldı.
Sendika ve polisler arasında grupların ana korteje katılmasına izin verilmesi ve Taksim’e giriş sayısı için yaklaşık 2 saat süren pazarlıkların ardından anlaşma sağlandı ve Taksim’e yürüyüş yeniden başladı. Yeni gruplarından da katılımıyla yaklaşık 5 bin kişiye ulaşan grup saat 12.20 sıralarında yaklaşık 4 bin kişi Taksim’e giriş yaptı. Giriş yapanlar arasında DİSK, KESK, Türkiye Komünist Partisi, CHP, DTP, feministler, Halkın Kurtuluşu Partisi gibi çok sayıda sivil toplum kuruluşları yer aldı. Taksim’e giriş yapan gruplar halay çekerek, 31 yıl sonra meydana girmeyi kutladılar.
Polis ekiplerinin yoğun güvenlik önlemleri aldığı Taksim Meydanı, bir anda işçilerle dolup taştı. Bazı işçiler, koşarak Atatürk Anıtı üzerine çıktı. Anıta tırmanan işçiler, ellerindeki bayrakları salladı.  Taksim Meydanı’na giriş yapmanın sevincini yaşayan işçiler, “1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanındayız” sloganları attı.
 Bazı işçiler ise halay çekerek 1 Mayıs’ı kutladı. Taksim Anıtı’nın önünde fotoğraf çektiren işçiler dikkat çekerken, bazı işçiler çimlerin üzerine uzandı. Aralarında DİSK’in yanı sıra, çeşitli sendikalar, sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinin de aralarında bulunduğu grubun sayısı yaklaşık 5 bine ulaştı. Marşlar söylenirken, olayların çıktığı 1 Mayıs 1977′de Taksim Meydanı’nda açılan pankart da, Taksim Meydanı’na getirildi.
Taksim Meydanı’na giriş yaparken, işçilere seslenen DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, “Makul olan bu değil miydi? İşte Taksim’deyiz, işte 1 Mayıs alanındayız. Sayılar değil, insanlar makul olmalıdır” dedi.
Çelebi, “Birlik, mücadele ve dayanışma gününü kutluyoruz. Bayramımızı en güzel şekilde kutluyoruz. Burada yitirdiğimiz canlarımızı bağrımıza basacağız. Herkes elini vicdanına koyup söylesin. Makul olan bu değil miydi? Sayılar değil, insanlar makul olmalıdır. Anadolu örf ve adetleri bunu gerektirdiği gibi insan olmanın temeli de bunu gerektirir” diye konuştu.
Çelebi’nin açıklamaları, işçilerin “İşte 1 Mayıs, işte Taksim”, “1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür” ve “Direne direne kazandık” sloganlarıyla kesildi. Çelebi sözlerini, “İşte Taksim’deyiz, işte 1 Mayıs alanındayız” diyerek tamamladı. KESK Başkanı Sami Evren ise, 1977 olaylarında ölenleri saygıyla andıklarını Evren, “Davanın peşini bırakmadık fakat bugüne kadar ne failleri bulundu, ne de azmedenler. 30 yıldır Taksim’in emekçilere açılmasını istedik. İşçi sınıfına uygulanan zulme son vereceğiz. Yoksulluğa, yolsuzluğa karşı duracağız” diye konuştu. Kutlamalara katılanlar yaklaşık 1, 5 saat burada kaldıktan sonra alanı terketti.
İSTİKLAL CADDESİ’NDE POLİS MÜDAHALE ETTİ
İstiklal Caddesi üzerinden Taksim’e çıkmaya çalışan gruba, polis biber gazı ve tazyikli su ile müdahale etti.
Polis müdahalesi sonucu ara sokaklara dağıtılan göstericiler, İstiklal Caddesi’nde toplandı. Taksim Meydanı’na çıkmak isteyen gruba polis müdahale etti. Polisin biber gazı ve tazyikli su ile müdahale ettiği göstericiler ara sokaklara dağılırken, bölgedeki gerginlik sürüyor.
 BİR İŞ YERİNDE YANGIN ÇIKTI
Tarlabaşı’nda toplanan bir grup gösterici polise molotof fırlattı.
Molotofun isabet ettiği bir işyerinde yangın çıkarken, olay yerine gelen itfaiye yangına müdahale etti.
Tarlabaşı’nda polis ve göstericiler arasındaki gerginlik devam ediyor.
Göstericiler polise Molotof kokteyli atarken, polis göstericileri dağıtmak için biber gazı sıktı. Göstericilerin attığı molotoflar ise bir işyerine isabet etti. Molotof kokteylinin isabet ettiği işyerinde yangın çıkarken, yangına çevredeki vatandaşlar müdahale etti. Ardından olay yerine gelen itfaiye ekipleri, yangını söndürdü. Ara sokaklara dağılan göstericiler yola molotof atarak barikat oluşturdu. Zaman zaman taş atan göstericilere polis panzerinden tazyikli su sıkıldı. Polis ve göstericiler arasında kovalamaca yaşanırken, bölgedeki gerginlik sürüyor. Öte yandan, bir polis helikopteri de havadan destek verdi.




Saadet’te Hizbullah açığı

29 04 2009
 İran’a kimin davetlisi olarak gittiğini gizleyen Erbakan’ı ülkenin Hizbullah partisinin çağırdığı ortaya çıktı. Saadet Partisi hemen bir açıklama yaparak, ‘Hocamızın kendi şahsi gezisidir’ dedi.

Akşam’ın haberine göre siyaset yasağı kaldırılan ve Saadet Partisi’nde (SP) Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığı’na getirileceği konuşulan eski Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan ile partisi arasında ‘Hizbullah çatlağı’ patlak verdi. İran’a 10 günlük sürpriz bir ziyarette bulunan Erbakan’ın, İran’ın Hizbullah Partisi ile işbirliği yaptığı ortaya çıktı. İran dönüşünde basın toplantısı düzenleyen Erbakan, Hizbullah’ın adını anmadan, ‘Ayetullah Harrazi’nin genel başkanlığını yaptığı parti ile toplantılar yaptık. Yeni bir dünya düzeninin kurulması için ortak örgütler oluşturulacak. Ortak çalışmaları Türkiye’de Saadet Partisi, İran’da Harrazi’nin partisi yürütecek’ demişti. Erbakan’ın sözünü ettiği Harrazi’nin, İran Hizbullah Partisi’nin lideri Ayetullah Seyyid Muhammed Bager Harrazi olduğu anlaşıldı. Erbakan Hoca’nın, SP adına İran Hizbullahı ile işbirliği yapması, partide ciddi bir krize neden oldu. Erbakan’ın Hizbullah’la yaptığı anlaşmayı üstlenmeyen SP yönetimi, partinin böyle bir kararının bulunmadığını bildirdi ve Erbakan’ın SP adına yaptığı açıklamaları reddetti.

KENDİ ŞAHSİ GEZİSİ

SP Genel Sekreteri Turhan Alçelik, Erbakan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin eski bir başbakanı olarak İran’a gittiğini belirterek şunları söyledi: ‘Bu gezinin SP ile en küçük bir bağlantısı ve alakası yok. Hocamızın kendi şahsi gezisidir. Partimizin kurumsal kimliği ile bağlantılı bir ziyaret değildir. Erbakan Hocamız, bir eski başbakan olarak kendi adına İran’a gitmiştir. İran’daki parti ile yapılan görüşmeler ve anılan işbirliğinin de SP ile bir bağlantısı yoktur. Partimizin bu konuda aldığı bir karar, attığı bir adım veya bir düşünce de bulunmamaktadır. Zaten Anayasamıza ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre yabancı bir ülkedeki siyasi parti ile kurumsal işbirliğine gidilmesi de mümkün değildir.’ Alçelik, İran gezisine Erbakan ile birlikte katılan SP Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu için de, ‘Sayın Karamollaoğlu bu geziye Hocamızın tercümanı olarak katılmıştır. Partimizi temsilen yer almamıştır’ diye konuştu.

TÜRKİYE’Yİ TEHDİT ETMİŞTİ

İran Hizbullahı’nın lideri Harrazi, 18 Nisan 2006′da yaptığı bir açıklamada ABD’nin İran’a saldırması durumunda, dünyadaki tüm ABD hedeflerine intihar saldırıları düzenleyeceklerini söylemişti. Tehditlerini Türkiye’ye yönelik olarak da sürdüren Harrazi, ‘Eğer ABD, Türkiye’deki üsleri kullanır, Türkiye’den yardım alırsa, hiç şüpheniz olmasın ki size de saldırırız. Bize saldırana kim destek verirse versin, karşılıksız bırakmayacağız. Öyle bir karşılık vereceğiz ki, El Kaide’nin eylemleri yanında hiç kalacak’ demişti. Harrazi, Türkiye’deki yasadışı Hizbullah’la bir bağlantıları olmadığını da belirtmişti.





Patalya deşifre edildi !

14 04 2009

Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın düzenlediği “Patalya toplantıları”na katılanlar şimdi tek tek tutuklanıyor…
Sabah Gazetesi yazarı Yavuz Donat bu sabah Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınarak İstanbul’a gönderilen Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın düzenlediği “Patalya toplantıları”na katılan isimleri ilk yazan gazeteci olarak tanınıyor. Donat, “Medya Mahallesi”nde Haberal’ın Türk siyasi tarihindeki yerini ve “Patalya toplantıları”nın içeriğini anlattı.

İşte Yavuz Donat’ın o açıklamaları…
“Ben size önce Prof. Haberal’dan kısaca bahsedeyim. 1991′de DYP’nin Rize birinci sıra adayı ancak 1991′de Anavatan Partisi Rize’yi 3-0 alınca Hoca da siyesete giremedi.
 
İşin bir de magazin tarafı var hatırlayın; Süleyman Bey o tarihte muhalefet lideriydi Rize’ye gitti ve dedi ki “Hamsi kavağa çıkarsa Anavatan Partisi de bir kere daha iktidar olur. Hamsi kavağa çıkamayacağına göre iktidar olamaz”…
 
Sonra Mesut Bey Rize’ye gitti. Rizelilerin de kafası karıştı, “Süleyman Bey ne demek istedi?” diye, Mesut Yılmaz da bunu çok iyi malzeme olarak kullandı; “Yani demek istiyor ki” dedi, “Rize’den Başbakan çıkamaz.” Rizeliler tepki gösterdiler; “Ne demek Rize’den Başbakan çıkamaz, hamsi kavağa çıkar Rize’den de Başbakan çıkar!” diye yüklendiler Anavatan Partisi’ne.

Hocanın da ilk ve son adaylığıdır ondan sonra siyesette pek adı duyulmadı.
Daha sonra Süleyman Demirel’in görev süresinden sonra “Çankaya’ya kim çıksın” diye konuşulur iken rahmetli Bülent Ecevit’in Çankaya adayı Haberal Hoca idi. Sonra o proje gerçekleşmedi. Haberal hoca “Ben bu işlerde yokum” dedi çekildi.

 
2002′de AKP tek başına iktidara geldikten sonraki süreçte önce Kent otel sonra Patalya toplantılarını görüyoruz. O Patalya toplantıları daha sonra 2007 seçimlerine yaklaşırlınken içlerinde gerenaller, bürokratlar, eski siyasiler var… Şu anda Ergenekon’da tutuklu olanların bir kısmı da orada. Orada konuşulan konular “Parti mi kursak”, “Türkiye nereye gidiyor?”, “Ne olur?” diye.. Ben de bir gün oturdum bu toplantıya katılanların tam listesini yayınladım. “Bu toplantı için katılacaklara davetiye gönderiliyor ‘Şu konudaki görüşününüzü bildirin’ deniyor” dedim. Hatta geçen sene Mehmet Y. Yılmaz benim bu yazımı aldı; “Bu gizli mizli diyorsunuz” dedi. “Yavuz bunları isim isim tarihiyle, günüyle yazdı” dedi.

Şimdi o toplantıya gidenlerin bir kısmı eski bakanlar.

Bunlar oraya giderken korumalarıyla gidiyor. Şimdi bir kısmı sıkı korumada iki, üç koruması var. Bu insanların bir kısmının altındaki arabaları eski bakan olmaları münasebetiyle devletin tahsis ettiği makam araçları ve devletin verdiği şoför var. Orada bir gizlilik falan olmaz bu kadar kişinin katıldığı yerde gizlilik olmaz. Bizim meslektaşlar da var. Orada da gizlilik olmaz. Orada ne konuşuluyor. Bir kısmı diyor ki bu 2007 seçimlerine girerken; “DYP ile Anavatan Partisi’ni evlendirelim başına Mehmet Ağar ile Erken Mumcu’nun dışında bir isim gelsin”. Biri diyor ki, “TV’lerde programa yapan Hasan Ünal bey var o gelsin.”, birisi diyor ki, “Haberal Hoca daha popülerdir o gelsin.” O tür şeyler yapılıyor. Biz de bir kaç aydın biraraya gelince de her şey yapılır ileri konuşulur geri konuşulur… Ben bunları yazdım ve dedim ki “Bu Haberal’dan ihtilalci falan olmaz” ama bu Patarya onun otelidir sıfırdan kurduğu, yani onun derken üniversitenindir. Bunları yapmıştır. Konuşulan konular da şunlardır diye yazınca iki gün ardarda beni Prof. Haberal aradı. “İyi ki varsın Yavuzcum” dedi “Gizli kapaklı bir şey yapmıyoruz, sen ne var ne yok açıkça yazdın” dedi. “Çok teşekkür ediyorum” dedi. O tarihten bu yana ne o beni aradı, ne de ben onu aradım. Pek bir temasımız da olmadı. Bunlar 2007 seçimlerine girilirken “Acaba nasıl bir parti kursak, AKP’ye karşı bir alternatif nasıl çıkartırır?” türü şeylerin konuşulduğu toplantılardı.

 
O toplantılardan çıkanlar belki ikili, üçlü bir takım evlere gitmişlerdir bir takım şeyleri yapmışlardır, bilemiyorum. Biraz önce Sedat Ergin’in dediğine katılıyorum. Bazı şeyler var, ucu kime uzanıyorsa gitsin. Ama sokakta her gördüğümüz kişiye “Ergenokoncu” dersek insanlar artık bir korkuya falan girer ve biryere gidebilmeleri de mümkün değil, korkarlar.